Başak Saner’in Goa Yayınları’ndan çıkan kitabının adı bu. Kitap; farklı bir yaklaşım, okuyucuyu farklı konularda ve tekniklerde düşündürme seçimi...
Başak Saner de hayal gücü ve zihin yeteneğini ilgi duyduğu bir konudan yola çıkarak farklı bir biçimde kullanınca ortaya aynı farklılıkta bir kitap çıkmış.
Bilinmeyenin peşinden gitmek, hayatın ya da hayat ötesinin sırrına varmak, yaşamın gizemini çözmek gibi bazı imkansızlıkları başarmaya çalışan, bu konuda romanlar, film senaryoları kaleme alan kişilerde bir olağanüstülük olduğuna inanırız.
Olağanüstülükler her zaman ilgimizi çekmiştir.
Hayatın, ölümün, yeniden doğuşun, farklı hayatlar yaşamanın, zamanın ötesine geçmesinin ya da zamanda yoculuk yapmanın büyüsüne kapılmış, bunu yapamayacak olduğumuzu bilirken bu konuda kalem oynatanların mucizevi insanlar olduklarına inanmışızdır.
Yazarlık da bir nevi mucize gerçekleştirmek değil midir zaten?
Kitap yazarlarının zihinlerinin ve hayal güçlerinin bir diğerine benzemiyor olması ise biz okurların en büyük zenginliğidir.
Olmayan bir şeyi var etmek, başkalarının da merak ettiklerine kendince cevaplar aramak, ortak bir hayal gücüyle zamanın içinde yolculuk etmek değil midir? Bu sebeple farklı türde romanlar okumaya daha çok ihtiyaç duyuyoruz artık. Yaratıcılığın, kişiselliğin, farklılığın ön plana çıktığı türden, bir diğerininkine benzemeyen romanları daha çok seviyoruz.
‘Dört Yüzyıl’ da böyle bir kitap...
Bize bir genç kızın hikayesinden yola çıkarak zaman içinde onunla birlikte bir yolculuk yaptırıyor.
Yumuşak bir fantastiği var. Fantastik romandan ya da bilinemeyenin peşinden gitmekten hoşlananlar için çok hoş bir kitap.
Sıcak ve tanıdık üslubuyla, doğal anlatımı ve sade diliyle, bir çırpıda okutuyor kendini. 1715 yılının Amerikasında başlayan hikaye, 1876 Londrası, 1937 St.Petersburg’u ve 2011 İstanbul’unda devam ediyor. Önce bir ışık huzmesinin içinden yükselen bir sesle, kaderi üzerinde düşünmeye başlayan Hariiett’le tanışıyorsunuz. Sonra da diğerleriyle ...Farklı zamanlar, zeminler ve hayatlarda aynı kişilerle karşılaşıyorsunuz.
Harriett, ışık huzmesinin içinden yükselen: “Kaderinle tanıştığında korkma!” cümlesiyle içi titrerken kaderinin peşine düşmeyi tercih ediyor. Hikaye de böyle başlıyor zaten. Bir insan, kendi kaderinin peşine nasıl düşer? Kader midir önden giderek onu peşinden koşturan? Yoksa insan kendi kaderini kendi mi yaratır? Bir insan farklı yaşamlarda hep aynı kişiyi sevebilir mi? Onları bir araya getiren ruh ikizi olmaları mıdır?
Büyük güç çoktan yazmış mıdır ayrıntıları, yoksa o sayısız haikey mi belirler bizim ana kahramanı olacağımız, ayrıntıları biz mi doldururuz? Bu sorulara; yazarın gözünden farklı ve renkli hikayelerle cevap arandığı çok değişik bir roman ‘Dört Yüzyıl’.
Kitabın ayrıntıları sizi kendi yolculuğunuza çıkaracak. Bu kitabı okurken kendi geçmiş ve geleceğinizi daha çok merak edeceksiniz.
Başak Saner’in Goa Yayınları’ndan çıkan kitabının adı bu. Kitap; farklı bir yaklaşım, okuyucuyu farklı konularda ve tekniklerde düşündürme seçimi...
Başak Saner de hayal gücü ve zihin yeteneğini ilgi duyduğu bir konudan yola çıkarak farklı bir biçimde kullanınca ortaya aynı farklılıkta bir kitap çıkmış.
Bilinmeyenin peşinden gitmek, hayatın ya da hayat ötesinin sırrına varmak, yaşamın gizemini çözmek gibi bazı imkansızlıkları başarmaya çalışan, bu konuda romanlar, film senaryoları kaleme alan kişilerde bir olağanüstülük olduğuna inanırız.
Olağanüstülükler her zaman ilgimizi çekmiştir.
Hayatın, ölümün, yeniden doğuşun, farklı hayatlar yaşamanın, zamanın ötesine geçmesinin ya da zamanda yoculuk yapmanın büyüsüne kapılmış, bunu yapamayacak olduğumuzu bilirken bu konuda kalem oynatanların mucizevi insanlar olduklarına inanmışızdır.
Yazarlık da bir nevi mucize gerçekleştirmek değil midir zaten?
Kitap yazarlarının zihinlerinin ve hayal güçlerinin bir diğerine benzemiyor olması ise biz okurların en büyük zenginliğidir.
Olmayan bir şeyi var etmek, başkalarının da merak ettiklerine kendince cevaplar aramak, ortak bir hayal gücüyle zamanın içinde yolculuk etmek değil midir? Bu sebeple farklı türde romanlar okumaya daha çok ihtiyaç duyuyoruz artık. Yaratıcılığın, kişiselliğin, farklılığın ön plana çıktığı türden, bir diğerininkine benzemeyen romanları daha çok seviyoruz.
‘Dört Yüzyıl’ da böyle bir kitap...
Bize bir genç kızın hikayesinden yola çıkarak zaman içinde onunla birlikte bir yolculuk yaptırıyor.
Yumuşak bir fantastiği var. Fantastik romandan ya da bilinemeyenin peşinden gitmekten hoşlananlar için çok hoş bir kitap.
Sıcak ve tanıdık üslubuyla, doğal anlatımı ve sade diliyle, bir çırpıda okutuyor kendini. 1715 yılının Amerikasında başlayan hikaye, 1876 Londrası, 1937 St.Petersburg’u ve 2011 İstanbul’unda devam ediyor. Önce bir ışık huzmesinin içinden yükselen bir sesle, kaderi üzerinde düşünmeye başlayan Hariiett’le tanışıyorsunuz. Sonra da diğerleriyle ...Farklı zamanlar, zeminler ve hayatlarda aynı kişilerle karşılaşıyorsunuz.
Harriett, ışık huzmesinin içinden yükselen: “Kaderinle tanıştığında korkma!” cümlesiyle içi titrerken kaderinin peşine düşmeyi tercih ediyor. Hikaye de böyle başlıyor zaten. Bir insan, kendi kaderinin peşine nasıl düşer? Kader midir önden giderek onu peşinden koşturan? Yoksa insan kendi kaderini kendi mi yaratır? Bir insan farklı yaşamlarda hep aynı kişiyi sevebilir mi? Onları bir araya getiren ruh ikizi olmaları mıdır?
Büyük güç çoktan yazmış mıdır ayrıntıları, yoksa o sayısız haikey mi belirler bizim ana kahramanı olacağımız, ayrıntıları biz mi doldururuz? Bu sorulara; yazarın gözünden farklı ve renkli hikayelerle cevap arandığı çok değişik bir roman ‘Dört Yüzyıl’.
Kitabın ayrıntıları sizi kendi yolculuğunuza çıkaracak. Bu kitabı okurken kendi geçmiş ve geleceğinizi daha çok merak edeceksiniz.
Dört yüzyıl
Haberin Devamı

