Tülay Gürler Kurtuluş

Tülay Gürler Kurtuluş

-

“Dokuzu beş geçe”

Haberin Devamı

Saatler vardır bizim hayatla bağımızı kuran, bizi ona yetiştiren, zamanı yakalamamızı sağlayan ve an’ ı değerli, özel unutulmaz, sonsuz yapan... Farklı sebeplerle o saatleri hayatımız boyunca bize hatırlatan. Birbirimizin doğum saatini, nikah saatini, önemli sınavlarının saatlerini bilmeyiz. İşe kaçta gideriz, kaçta uyanırız, kaçta uyuruz, kaçta yemek yeriz; hiç bilmeyiz ve merak da etmeyiz. Ama bu saat... Bu topraklarda doğmuş, büyümüş, bu toprakların değerini bilmiş, farkındalığı gelişmiş, ulus olmanın, insan olmanın, hak sahibi olmanın değerini bilmiş herkes için önemlidir. Üstünde durulan, düşünülen; öncesi ve sonrasıyla milat gibi fark yaratan, bir milletin tarihine yazılmış bir saatin adıdır dokuzu beş geçe... O’nu seven, sevmeyen, ona yakın olan,olmayan; fikirlerini paylaşan, paylaşmayan herkesin, bir siren sesi boyunca başını farkında olsa da olmasa da saygıyla yere eğip, kendiyle baş başa kaldığı var oluş sebebini, özgürlük sebebini, geçmişle geleceğinin hesabını yaptığı zamandır. Türkiye için hayatın kısacık bir an için bile olsa durduğu, zamanın adının yeniden konduğu o kısacık boru sesidir bizi kendimize getiren...

Dokuzu beş geçe; bir tenden nefesin ayrıldığı, bir ruhunsa milletin kalbine sindiği andır.

Görevin gençlerin eline, sorumluluğun onların aklına ve yüreğine geçtiği, yarınlara daha dikkatli bakma bilincinin oluştuğu, hayatın hiçbir zaman aynı olmayacağının ama sahip olunan değerin sonsuz olduğunun farkına varıldığı noktadır. Kısacık saygı duruşunda; saygının, sevginin, minnetin, teşekkürün en üst noktasına ulaşılan andır. Kimsenin mezarı başında hem Fatiha okuyup hem saygı duruşunda bulunulmazken; onun Anıtkabrinde saygı ve sevginin; bu dünya ve öbür dünyanın; başlangıcın ve hiç bitmeyişin idrak edildiği zamandır. Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 76. yılında, onun sahip olduğu erdemleri yeniden düşünüp yaşadıklarını yeniden gözden geçirerek, bu memleket için, bu milleti millet yapmak için ödenen bedelleri yeniden hatırlayarak bir kere daha başımızı saygıyla yere eğeceğimiz yeni bir dokuzu beş geçe’miz var yarın sabah... Ülkenin her yerinde sirenler çaldığında, bayraklar saygıyla yavaş yavaş yarıya indirildiğinde, o an’ın anlamının yas değil düşünmek olduğu yeniden fark edildiğinde o kısacık zaman diliminde baş başa kalacağız kendimizle... Ve düşüneceğiz yeniden. Sirenden sonra; kornalar susacak, okullarda kesilen dersler devam edecek kaldığı yerden, bir anneyle çocuğu karşıdan karşıya geçecek, yaşlı bir amca gözünün yaşını silecek, insanlar şehrin kalabalığına karışacak, mozolesine konan çiçekler mis gibi kokacak gün boyu... İki dudak arasından kayıp gitmiş o ruh, yeni Mustafa’ larda, yeni Ayşe’ lerde anlam bularak bizimle beraber olmaya, bu milleti yarınlara ümit, sevgi ve güvenle taşımak için çalışmaya devam edecek.

Bir çocuğun dudaklarından dökülen ilk kelime, onun adı olacak: Atatürk...

DİĞER YENİ YAZILAR