Hava kapalı... Güzel bir film izleme, iyi bir roman okuma, tatlı bir müzik dinleme ihtiyacındayken yeni çıkanlar arasında rastladığım sıcak bir sese tutundum. İlber Ortaylı’ya... Hocanın sesindeki kendinden emin ve samimi tavır beni her zaman çok etkilemiştir. “Tarih yazmanın tarih yapmak kadar önemli” olduğunu Atatürk’ten öğrenmiş çocuklarız. Tarih bizim için, bölümlerden oluşan ve bölümleri arasında bağlantı olmayan, konu başlıklarına göre düzenlemiş ders kitaplarından ibaretti. Bu kitapların sıkıcı üslubu arasında boğularak ve tarihi sınav için öğrenip sonrasında unutarak yaşadık. Samimiyetinden ve en önemlisi bilgisinden emin olduğumuz bir tarihçinin anlatılarına ve yazılarına gerçekten ihtiyacımız vardı. Yakın Tarihin Gerçekleri, Osmanlı’nın Çöküşünden Küllerinden Doğan Cumhuriyete alt başlığıyla beni aldı, 1900’lü yılların başından, zaman zaman daha gerilere açılan koridorlara sokarak, ayrıntıları vererek, önemli noktalara parmak basarak, en önemli olayların hiç bilmediğim yönlerini bana anlatarak ama asla yolumu kaybettirmeyerek en kolay, en kestirme yollardan beni aldı, bugüne getirdi.
Balkan topraklarındaki milliyetçilik anlayışını, farklı dönemlerde Osmanlı’nın dış ilişkileri, 6. Mehmet Vahideddin’in son günleri, Cumhuriyet yolunda il adımlar, Kıbrıs, Osmanlı’dan günümüze Ortadoğu ve elbette Mustafa Kemal Atatürk... Hoca bu benim için önemli başlıkların yanında daha pek çok konuyu kendi görüş ve düşünceleriyle, net ve objektif yaklaşımıyla bir yorum getirerek anlatıyor. Kitap yazılır. Ama hoca anlatıyor.
Ona iyi bakmak gerekir...
Anlatılan tarih, ders kitabı formatından bir anda kurtulduğu için satır satır akılda kalıyor. Sanki bir sarayın bahçesinde, bir cami avlusunda, eski bir köşkün bahçesinde ya da köklü bir üniversitenin amfisinde kendi ders hocalarımdan birini dinler gibi dinledim hocayı. Bugüne geldiğinde İstanbul’un tarihi kimliğinden söz etti. Bizim çocuklarımızın neden okumadığını anlattı. Eserlerin yerinde ağır olduğundan, İstanbul’un sahipsiz olmadığından, bize otellerin değil, arşiv binalarının gerekli olduğundan ve kütüphanelerin hafızamız niteliğini taşıdığından bahsetti. Hem anlattı, hem öğretti, hem de düşündürdü.
Tarih sebep sonuç ilişkilerine dayanır. Olayların gerçek ve gerçek olmayan sebepleri öğretildi bize. Ve kolaylığından olsa gerek hep gerçek olmayan sebepleri hatırladık sonrasında. Selçuklu, Osmanlı hep başkalarının başına gelenleri yaşamış gibiydi zihnimizde...
Anadolu’ya 1071’de Türkler gelinceye kadar yaşanan uygarlıklar, önemsenmedi hiç. Bizim neslin bunları bir bütün halinde, kronolojileri sert bir biçimde kırmadan olayları birbirinin devamı olarak anlatan, bu geçişlerdeki değişiklikleri, farklılaşan zihniyetleri, gelişen dünyayı da bize aynı anda veren ama bunları yaparken bizi yormayan hocalara ihtiyacımız vardı. İlber Ortaylı böyle biri. Ona iyi bakmak, onu sık sık dinlemek, okullara konuk etmek, seminerlerine katılmak gerek. Tarihin tozunu alan, ona yeniden canlılık veren bu “dil” hem gönül hem ifade anlamında bizim için çok önemli çünkü.
Hocayı tanımak istiyorum. Bütün bunları kitabı okurken yahut dinlerken hayal ettiğim bir mekanda yapmak, onun elini sıkmak ve tarihi bir bilim olmanın ötesine taşıdığı için ona gençler adına teşekkür etmek istiyorum. Onun dili gibi samimiyetle, saygıyla...
Dilinde tarih olan bir adam
Haberin Devamı

