Tülay Gürler Kurtuluş

Tülay Gürler Kurtuluş

-

‘Diktatörlerin Kadınları’

Haberin Devamı


Diana Ducret’in kitabı Diktatörlerin Kadınları, adıyla anında dikkatimi çekti. Lenin, Mussolini, Stalin, Hitler,Slazar, Mao, Çavuşevsku, Bokassa... Bu isimler; savaş, barut, kan, ısrar ve ölümüne ideal demekti... Bazıları,bazıları tarafından sevilmiş, bazılarıysa kendilerinden sonsuza kadar nefret edilecek isimlerdi. Bu adımların kadını olmak, bir insanı başka kadınlardan ayırır mıydı ?

O ölümüne hırsa, sonsuz inada ve insanlığa baş kaldırma cesaretine; bu kadar yakın olmanın yakıcı, alçaltıcı, yüceltici ya da acı verici ne tarafları neler olabilirdi? Dünyaya hükmedecek güce sahip, milyonları bir iyi ya da kötü ideal uğruna peşinden sürüklemeyi başarmış bir erkeğin önünde belki de diz çöktüğü bir kadın olmak insanın gururunu okşar mıydı?

Dünyayı yönetme gücüne sahip olduğuna inanan bir erkek nasıl olurdu da bir kadının hükmü altına girebilir ve bundan keyif alabilirdi?

Kitabın yazarı Ducret de güçlü bir kadın... Roma Üniversitesinde tarih eğitimi gördükten sonra Sorbonne’da, Çağdaş Felsefe üzerine master yapmış bir kadın... Güçlü, akıllı ve sabırlı olduğu belli. Çünkü sosyal bilimlerin içinde olmak, insanı anlamak ve anlatmaktan geçtiği için, bütün bu özelliklere sahip olmayı da şart koşar. Yine de onun bu önemli kadınların hayatlarını araştırma merakının altında ne olduğunu düşündüm, kitabı bitirdiğimde.

KADINLARIN KISKANÇLIĞI

Diana Ducret, hemen hiç kimsenin bu kitap yazılıncaya kadar düşünmediği, düşünmüş olsa da cesaret edemediği bir konuyu araştırmaktan çekinmemiş. Bu denize atlayıp dünyaya iyi ya da kötü amaçlarla hükmetmiş bu adamlarla aynı yatağı, hayatı hatta ölümü paylaşmış bu kadınların hikayelerine yakınlaşmaktan, onlar araştırmaktan tam tersine keyif almış belli ki. Bu sık rastlanır bir durum değildir çünkü güçlü kadınlar güçlü kadınlara hem gıpta ve kıskançlıkla hem de nefretle yaklaşır.

Kadınlar birbirlerini gerçekten, tüm kalpleriyle sevebilirler mi, diye düşündüm. Onların hayatlarına yalnızca masum bir sevecenlik ve sonsuz bir imrenmeyle yaklaşıp bu hayatları araştırmayı bu sebeple mi seçerler yoksa bir tahammülsüzlük ve aşırı kıskançlık mıdır onları bu işe sürükleyen?

Bu kadınların aşık olduğu adamların hazin sonları mıdır, kadın yazarı az da olsa rahatlatan?

Kadınca bir tutku, kararlılık ve tatmin midir onları bu kitabın sonuna taşıyan? Ölümüne bir gıpta mıdır yoksa uzak bir hayranlık mıdır bu kitabı yazmanın nedeni?

Kitapta, tarihin farklı dönemlerine iyi ya da kötü sebeplerle damgasını vurmuş, insanlı tarafından göklere çıkarılmış ya da yerin dibine sokulmuş bu adamların aşırı hırslarının ve çılgın fikirlerinin ilk şahitleri olmuş kadınların aşk mektuplarını, gözyaşlarını, ihtiraslarını ve sonlarını okuyacaksınız.

Lenin, Mussolini, Stalin, Hitler,Slazar, Mao, Çavuşevsku, Bokassa gibi dünyanın düzenini alt üst eden, insanlara insan olmanın ne demek olduğunu farklı şekillerde tekrar tekrar düşündüren bu erkeklerin, bir kadını sevebilme konusunda nasıl farklı, çocuk,zaman zaman aciz bazen de gerçek bir aşık olabildiklerini göreceksiniz.

İnsanları iyiliklere ya da felaketlere sürüklemeyi başarmış bu diktatörlerin arkasındaki kadın olmanın zaman zaman tehlike, zaman zaman da heyecan dolu serüvenini yaşayacaksınız.

DİĞER YENİ YAZILAR