1926’da Osmaniye’nin Kadirli ilçesine bağlı Hemite köyünde başlamış Yaşar Kemal’in hikayesi.
Anadolu gerçeğinin en sağlam satırları onun kaleminden dökülmüş, eserleri kırktan fazla dile çevrilmiş, kaleminin sağlamlığı yüzünden başına zaman zaman olmadık işler açıldıysa da o, dünya görüşü ve yazarlık sevdasından hiçbir zaman vazgeçmemiştir.
Meşhur dörtlemenin son kitabı Çıplak Deniz Çıplak Ada kitap raflarında yerini aldı.
Yaşar Kemal okurları da bu kitabı hemen kendi kütüphanelerinin rafına ekledi.
Benim gibi.
Bir günde okudum kitabı.
Bir Ada Hikayesi dörtlüsünün son kitabı olan bu eser, Yunanistan’a gönderilen Rumların ardından onların yaşadığı adaya yerleşmeye çalışan insanların umut dolu yaşam mücadelelerini anlatıyor.
Bu hikayeyi başkaları da anlatabilirdi belki ama Yaşar Kemal’in dilindeki sahici tat, benzetmelerindeki bizdenlik, bakış açısındaki doğruluklar, üslubundaki yumuşak, yakıcı, umutlu ve tanıdık taraf hikayeyi gerçek anlamda keyifli kılan en önemli özelliklerden yalnızca birkaçı. Türkiye’den Yunanistan’a; Balkanlar’ın farklı bölgelerinden, farklı zamanlarda ve farklı sebeplerle topraklarını yok pahasına satıp savarak, varını yoğunu, hatıralarını yanlarına alıp ama isteyerek ama istemeyerek yollara düşen yüz binlerce insanın hikayesi saklıdır bir yerlerde hâlâ...
Çıplak Deniz Çıplak Ada da buradan Yunanistan’a göçmek zorunda kalan Rumların hazin ve ümit dolu hikayesini zaman zaman masalsı bir gizemle zaman zaman da can yakan bir gerçekçilikle Yaşar Kemal’in Yaşar Kemalce anlattığı bir eser. Aslında bizim gibi genç kalemlerin Yaşar Kemal gibi çok büyük bir ustayı yazılarına konu edip övmeleri ne kadar hadde düşen bir iştir bilmiyorum.
Ama sağlam bir okur kitlesi yaratmak, düşünen bir gençlik oluşsun diye çalışmak, insanları edebiyat yoluyla bilinçlendirmek için bu büyük ustaların eserlerini anlatmak, kitaplarına dikkat çekmek gerek diye düşünüyorum.
Yoksa bir Yaşar Kemal olmak için kaç kere dünyaya gelip Yaşar Kemalleri, Nazım Hikmetleri, Aziz Nesinleri okumak lazımdır, neler yaşayıp neler görmek, yaşayıp gördüklerini, okuyup biriktirdiklerini başkalarıyla sonsuza kadar yaşayacak bir biçimde paylaşmak gerekir bilmiyorum.
Şanslıyız ki bu ustalar hayattayken onların yazdıklarını taze taze okumak, onların söyleşilerine katılmak, yorumlarını bire bir dinlemek gibi olasılıklarımız var.
Edebiyat başka bir dünya.
Olanı, tanık olunanı, olandan yola çıkılarak hayal edileni bize sunan, insanlığımızı, düşünme gücümüzü, hayat görüşümüzü geliştiren bir sanat...
Ona sadece sanat demek onun anlamını kısıtlamak gibi sanki... Sanatın tüm değeri ve sonsuzluğunun yanında edebiyatın ondan daha bilinmez, daha farklı, daha tanımsız bir yanı var gibi. Her kalemde başkasının olan, her ifadede inanı yeniden yeniden düşündüren, ona insanlığını, insan olanın güzelliğini, özelliğini yeniden anlatan bir şey...
Çağdaş edebiyatın güçlü sesi
Haberin Devamı

