Tülay Gürler Kurtuluş

Tülay Gürler Kurtuluş

-

Ben bir ağacım

Haberin Devamı

“Romancılık, insanın kendi hayatından başka birinin hayatı gibi, başkalarının hayatından da kendi hayatıymış gibi söz edebilme hüneridir.”
Böyle tanımlıyor yaptığı işi Orhan Pamuk son kitabında...
‘Ben Bir Ağacım’, Orhan Pamuk’un bugüne kadar yazdığı kitaplardan belli bölümleri alıntılayarak oluşturduğu yeni kitabı. Alıntı yaptığı bölümlere yeni, tatlı başlıklar koyarak bizi geçmişte güzel bir yolculuğa çıkarıyor.
Kitaplar da mekanlar ve kokular gibidir.
Tekrar okuduğunuzda ya da ondan belli bir bölüme farklı bir yerde ulaştığınızda sizi alır, o zamana geri götürür. O yaşınıza, o günkü düşüncenize duygunuza...
Orhan Pamuk, yazmak için yaşamış, yaşarken işi sadece ve sadece yazmak olan bir yazar...
Yeteneklerini, yapmak istediklerini, ilgi alanlarını romanlarının kahramanlarında yaşatmış, onları kendi adına konuşturmuş ya da kitapların içinde onlar olabilmiş bir yazar...
Kimine göre kolay kimine göre zor okunur.
Kaleminin başkalarına hiç bezemediğini düşünmüşümdür hep.
Tanıdık olmayan, sadece o okunduğunda eski kitaplarıyla üslup yakınlığı yakalanabilen bir yazar...
Bu kitabında da onunla beraber kendi iç yolculuğunuza çıkıyorsunuz yeniden... Onu daha önce okuduysanız, satırları bazen hatırlayarak bazen de hiç okumamışsınız gibi yepyeni gelen bu satırlara keyifle yaklaşarak bir solukta bitiriyorsunuz kitabı.
Yok, hiç okumadıysanız Orhan Pamuk’u, kitaptaki alıntı bölüm sizi okumadığınız o kitabı almak için kitapçıya götürüyor.
İstanbul adlı kitabından seçtiği ve “Okulun Sıkıntıları ve Zevkleri” başlığını verdiği bölüm, bizi tam da okullar açılırken alıp kendi öğrenciliğimize taşıyan, tatlı bir bölüm...
Yazarın kendi öğrenciliğinde yaşadığı ve hissettiği o çocukça görünen ama kişiliğinin ana hatlarını o zamandan çizen ayrıntılar, çok aşina bir hikayeyi hatırlatıyor bize...
Kendi romanımızın kahramanı oluyoruz yeniden...
Roman dediğimiz tür, yaşanabilir ya da yaşanmış olanların yazarın seçtiği kişisel ayrıntılarla şekillendiği bir tür... Bazen hiç tanımadığımız bu yazan kişiyle aramızda
tuhaf bir bağ, ortak bir yol, tanıdık bir taraf yakalıyoruz. Bir düşünce, bir his...
Bu yeni derlemede, kendimizden çok şey bulabiliyoruz.
Benim kitabın bu bölümünü okurken, İstanbul’u dün okumuş kadar net hatırladığım şu satırlar dikkatimi çekti yeniden:
“Gene de okulda öğrendiğim asıl şeyin hayatın sorgulanmayan ‘gerçeklerini’ kabul etmek değil, onlarla büyülenmek olduğunu öğrendim.”
Hayatın bizi büyüleyen taraflarını fark edebiliyorsak az da olsa ya yazıyoruz ya da bunları yazanları büyük bir keyifle okuyoruz.
Romancılar, bu büyüyü bizden önce fark eden insanlar...
Tıpkı Orhan Pamuk gibi...

DİĞER YENİ YAZILAR