Paris, kurulduğu günden beri aynı şehir sanki... Eski dört katlı ve çatı katlarının size el salladığı binaları, Saine Nehri üstündeki şaşalı köprüleri, Eyfel’i, Notre Dame’ı, dar ve pırıl pırıl sokakları...
On yıl önce gittiğimde oraya, plastik saatler yerine metallerini takan, spor olanlar yerine topuklu ayakkabıyı, mont yerine ceketi tercih eden kadınlardı hepsi. Şimdi yazımı oradan yazarken caddelerinde yürüyen kadınların Türk ya da Amerikalı olduklarını düşünüyorum. Hepsi kot pantolonlu, montlu, makyajsız, olabildiğince spor hatta neredeyse bakımsız. Ülkemin kadınlarına haksızlık da etmemem lazım diye düşünüyorum.
Yaklaşan Noel’den dolayı her yer ışıl ışıl... Eyfel, Fransa bayrağı renklerini döndürüp duruyor üstünde kırmızı, mavi, beyaz... Sonra birden altın rengine bürünüyor. Champ Elysee, bu güzel dönemde tam bir hayal kırıklığı olmuş. O meşhur taka kadar sağlı sollu kafelerden eser kalmamış. Bir ikisi dışında, hiçbir özelliği olmayan küçük ve sıradan dükkanlar olmuş hepsi... Ya araba galerilerine ya da ucuz mallar satan yerlere bırakmış yerlerini o haşmetli ve şık restoranlar...
Caddenin yaklaşık bir kilometresine sağlı sollu dizilmiş, bembeyaz, küçük ev biçimindeki baraklarda oyuncak bebekçilerden krepçilere, takıcılardan, paşminacılara kadar, son derece tanıdık satış yerlerini görünce Feshaneyi, Gülhaneyi, İzmir Fuarı‘nı hatırladım. Avrupa’da yaşayanların da alım gücü sandığımızın çok daha altına düştüğü için, halk bu tür alışverişleri tercih eder olmuş.
La Fayette, tamamen markalarla dolu bir alışveriş merkezi haline gelmiş. İnsanlar yanlıca dolaşıyor. Tabii eski muhteşem mimarisinde hiçbir şey kaybetmemiş.
Bu aralar bir sebeple yolu Paris’e düşeceklere önereceğim güzel yerler de var elbette. Saint Germen ve Saint Michelle semtleri arasında yürümenizi ve ara sokakların güzelliğinde kaybolmanızı şiddetle tavsiye ederim. Muhteşem!
Vanilyalı çayını içmeden dönmeyin
25 Rue Saint Andre des Arts-75006 adresinde L’isolotto adında bir İtalyan lokantası var, gerçekten bütün yemekleri muhteşem. Euro’nun 2.8 olduğu şu günlerde 10 euro pizza, 12 euro’ya deniz mahsullü makarna yiyebilir, en leziz Fransız şaraplarını çok uygun fiyatlara içebilirsiniz.
159 Rue Saint Honre’daki Ruc, kırmızı kadife koltukları, ütülü bembeyaz peçeteleri, birbirinden şahane yemek seçenekleriyle akşam yemeği için çok iyi bir seçim.
Otelinizin kahvaltısını beğenmediyseniz ya da akşamüstü üşüdüyseniz yine aynı bölgede 2 Place du Palais Royal’de bizim kahe dünyasına benzer ama mönüsünü çay üstne hazırlamış tea by-The var. Vanilyalı çayını içmeden Paris’ten dönmeyin.
Caddeler, sokaklar, iklim, şehrin yapısı... Bütün bunlar farklı olsa da dünyada aynı olan bir şey var, insan... Hayat mücadelesi veren, sabah erkenden kalkan, çocuklarını okula bırakan, işe yetişen, akşam evine koşup yemek hazırlamaya girişen anneler, babalar... Dükkanlarının vitrinlerini düzelten esnaf, sabahın erken saatlerinde parkta koşmayı seçen, yakaladığı bir avuç güneşin tadını çıkaran gençler, arada bir kalabalıklar içinde yakalayacağınız incecik kadınlar ve yakışıklı adamlar size eski Paris’i hatırlatacaktır yine de...
Ve tabii o muhteşem lisanlarını her yerde duymak, güzel bir aşk şarkısını günlerce dinlemek gibi gelecektir size.
İstanbul, nasıl gönlümüzün sultanı, New York nasıl dünyanın başkenti ise, bütün bu özellikleriyle de Paris, Avrupa’nın başkenti olmaya devam ediyor.
Avrupa’nın başkenti Paris
Haberin Devamı

