Tülay Gürler Kurtuluş

Tülay Gürler Kurtuluş

-

17 Ağustos...

Haberin Devamı

TARİHLERİN önemi yok, tarihleri biz koyarız, günleri biz sayarız. Unutulamayacak bir olay yaşandığında, o günün tarihi yıl dönümü olur, anma günü olur, kutlama günü olur.

Bugün, takvim ve tarih için kayda düşülecekler açısından karmakarışık bir gün...

17 Ağustos, bizim nesil için önce deprem demek... 10 Ağustos’ta Saros Körfezi’nde beklenen deprem için tüm televizyon kanallarının körfeze akın ettiğini, haber araçlarının sabah kadar deprem beklediğini, deprem olmayınca İstanbul’a döndüklerini hatırlıyorum. Tam bir hafta sonra Saros sallandı. Uykudan birinin dürtmesiyle uyandığımı, ev halkını kontrol ettiğimi, arabamı daha açık bir alana çekmek için gece vakti dışarı çıktığımı sonra da deprem dedikleri bu kadarcık bir salanmaymış diyerek yeniden yatıp uyuduğumu da...

Olayın büyüklüğü, gün ağarınca evden biri, televizyonu açıp haberlerle karşılaşınca ortaya çıkmıştı! Deprem, Saros Körfezi’nde değildi, Kocaeli-Gölcük merkezliydi. 7.6 şiddetinde gerçekleşmiş, İstanbul’un Avcılar semti neredeyse çökmüş, İzmit kıyıları sulara gömülmüş, Gölcük’te askerler uykularında şehit olmuştu. Resmi açıklamalara göre bu depremde 18 bin 373 kişi hayatını kaybetti. 1999 yılı, bugünün tarihine, toprağa verdiği ya da veremeyerek kaybettiği binlerle yazıldı.

21’nci yüyılın başına dönersek İstibdat Dönemi denen o karanlık günlerde, Abdülhamit’in bütün baskısına rağmen ilk defa motosiklet ve otomobil ithalatına evet demiş, böylelikle Batı’yla daha yakın ilişkiler kurulmuş ve yakıtlı araçlar yollarda görülmeye, tarihin o dönemdeki fotoğraflarında boy göstermeye başlamıştı.

Yıllar sonra 1922’de Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, 17 Ağustos günü cepheye gizlice hareket ederek Büyük Taaruz’un ilk adımını atmıştı. 30 Ağustos’ta kazanılacak zaferin başlangıcı olmuştu bu tarih.

Takvimler 1978 yılının 17 Ağustos’unu gösterdiğinde İran’da Şah’a karşı iç savaş başlatılmıştı. Bu savaştan bir yıl sonra Şah devrilmiş, İran’da İslam Cumhuriyeti kurulmuştu. Ortasında aslan ve güneşin yer aldığı, iki bin beş yüz yıllık Pers İmparatorluğu’nun simgesi olan ve Şah’ın İranını da temsil eden bayrak, yerini yeni İran bayrağına ve bambaşka bir rejime bırakmıştı. Aynı tarihte bir ülkenin tarihi kurtuluş için yazılırken bir başka ülkenin tarihi de yeni bir rejim için atılan adımlar, alınan kararlarla farklı yılllarda ama aynı günde değişmişti.
Dost ve kardeş ülke olarak tanımladığımız ve özellikle ANAP iktidarı döneminde ilişkilerimizi ilerlettiğimiz Pakistan’ın 6’ncı Başkanı Muhammed Ziya ül Hak, bu tarihte öldürülmüştü.

Büyük adımlar atılır, büyük kararlar verilirken tarihe not düşülür. Bu düşülen notların bazıları insanın kendi iradesiyle gerçekleştirdikleridir, bazılarıysa insanın kararları dışında kaderin onun başına getirdiği, sonradan düşündüğünde,bu bizim başımıza gelmiş olamaz, ya da ‘iyi ki bugünü yaşamışız’, diyeceği türden dönemleri beraberinde getirir.

İşte o zaman anma günleri ve kutlamalar devereye girer, yaşananları unutmamak ve gelecek nesillere de unutturmamak için. Böylece tarih bilinci oluşur. Ortak hareket etme, bir duygu ve düşüncede birleşme, aynı konu üzerinde düşünme ve zaman muhasebesi ve mukayesesi yapma becerileri gelişir toplumların. Bu sebeple de tarihi doğru yazmak, ona doğru bakmak, onu doğru yorumlamak gerekir.

İçinde bulunduğumuz günlerde Türkiye, yeni cumhurbaşkanını ağırlamaya hazırlanıyor. Yapılan seçim de tarihte bir ilk olarak kayda geçmiş oldu. Türk halkı, ilk defa kendi cumhurbaşkanını kendi oyuyla sandık başında belirledi. Böylece tam bir hafta önce, bugünün tarihi olan 10 Ağustos, bu ilkle tarihteki yerini aldı.

Yarın 18 Ağustos... Merak ediyorsanız araştırın. Kim bilir yarın da hem ülkemizde hem de dünyada tarihe kaydı düşülecek kadar önemli neler olmuştur....

DİĞER YENİ YAZILAR