Soru: Gençlik çağlarımızda Türkçemizi tane tane konuşup tam olarak anlarken şimdi okuduğumuz şeyleri, söylediğimiz sözleri bile anlayamıyoruz. Öyle ki, cümle içinde nokta nedir, virgül nedir, cümle bitimi nedir bilmiyoruz. Biliyoruz da işimize gelmiyor. Çocuklarımız da bunu ayırt edemiyorlar. Ayrıca Kur'an'daki bazı kelimeleri anlamak da zor oluyor. Mesela Ruhül Kudüs, şûra, hizb, tevekkül, sıhriyet, neseb, melekût, muhkem gibi... Mesela hizb sözünün manası, o sayfanın altına yazılsa bir sakıncası var mı? Bizim gibi çocuklarımız da anlamadığı kelimeler için son sayfadaki fihriste bakınca dikkatleri dağılıyor. Bazen de anlamadıkları kelimeleri fihriste bakmak yerine bizlere soruyorlar. Ne yapmalıyız? Bu konularda bilgi ve yardımlarınıza ihtiyacımız var.
Kültür kopukluğu
Cevap: Türkçe hakkında söylediklerinize katılıyorum. Bırakın liseyi, bazı gençler üniversiteyi bitirdikleri halde Türkçeyi doğru dürüst kullanamıyorlar. Bunda bizim, dilimizle fazlaca oynamamızın da rolü vardır. Her şeyde devrim olabilir ama dilde devrim, nesillerarası iletişim kopukluğuna, kültür kopukluğuna neden olur. "İmkân"ı kaldırdık "olanak"ı koyduk. Sonra bu tutmadı, yine imkânı kullanıyoruz. Sonra bu ikisi ayrı şeylermiş gibi imkân ve olanağı birlikte kullanmaya başladık.
"İhtimal" yerine "olasılık"ı koyduk. Ama bu kez olasılıkla, olanağı karıştırmaya başladık. "Sebep" kelimesi yerine, bir soru edatı olan "neden"i koyduk. Sonra dilde acayip bir söylem oluştu: "Bunun nedeni nedir?" Simdi bu söylem kulağa hoş geliyor mu? "Şart" kelimesini kaldırdık, yerine "koşul"u koyduk. Fakat dilden bir kelimeyi kaldırdığınız zaman o kelimeyle yapılmış deyimler de yıkılıp gider. Dil fakirleşir.
Saygı ve hürmet
"Bu işin koşulu şudur" denilebilir ama siz her yerde koşulu şart yerine kullanamazsınız. "Şart olsun" sözü kadın boşama anlamında kullanılan bir çeşit yemindir. Mesela, "Şart olsun falan işi yapacağım" diyen kimse, o işi yapmadığı takdirde kansının kendisinden boş olacağını, mutlaka o işi yapacağını anlatmış olur. Ama "Koşul olsun" böyle bir anlam taşımaz. "Mesela" kelimesini kaldırdık, "örneğin" diyoruz ama yine sözcükler karıştı. Bu kez, "Mesela örneğin" demeye başladık. "Hürmet" kelimesi yerine "saygı" kelimesini koyduk. Şimdi bazı üniversite profesörleri bile, "Saygı ve hürmetlerimi arz ederim" demekten geri kalmıyor. Saygı ile hürmet kelimeleri aynı anlamı taşımaktadır. O halde ya hürmeti ya da saygıyı kullanmalıyız. İkisi birden olmaz.
Bu konuya yarın da devam edeceğim.
Türkçe'yi neden kurallarına göre kullanamıyoruz?
Soru: Gençlik çağlarımızda Türkçemizi tane tane konuşup tam olarak anlarken şimdi okuduğumuz şeyleri, söylediğimiz sözleri bile anlayamıyoruz
Haberin Devamı

