Ebubekr, Peygamber (s.a.v.)'e hiç yok olmayan, daima varolan kimseyi bıraktığını söyledi. Çünkü ebedi baki olan yalnız Yüce Allah'tır. Ebubekr el-Vâsitî'nin şöyle dediği anlatılır: "Eğer Resul (s.a.v.)'ü görmenin haşmeti kendisini sarmamış olsaydı, Resulünü de bıraktım demez, (sadece Allah'ı bıraktım der)di. Zira tefrid eder, Hakk'tan başka bir şey görmezdi." Baksana Resul (s.a.v.)'ü müşahede etmenin haşmeti kendisinden gidince nasıl tefride (Hak'tan başka bir şey görmemeye) döndü de "Kim Muhammed (s.a.v.)'e tapıyorsa bilsin ki Muhammed ölmüştür. Kim Muhammed'in Rabbı'na tapıyorsa bilsin ki O diridir, ölmez" dedi ve "Muhammed ancak bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçti. Şimdi o ölür veya öldürülürse ökçeleriniz üzerinde geriye mi döneceksiniz?
"Kendine ne bıraktın"
Kim ökçeleri üzerinde geriye dönerse o, Allah'a zarar veremez" (Âl-i İmrân: 94/144) ayetini okudu. Hz. Peygamber (s.a.v.)in, Ömer ibn el-Hattâb'a (r.a.) nazarı, Ebubekir'e nazarından daha aşağı olunca bu nazar ona daha az bir ölçüde tesir etti ve Hz. Ömer, ancak malının yansını verebildi. Hz. Peygamber'in, "Kendine ne bıraktın?" sorusuna, "Malımın yansını bıraktım" diye cevap verdi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.)'in şöyle dediği rivayet edilir: "Sadakalannız arasındaki fark, sözleriniz arasındaki fark gibidir." Tasavvuf öyle bir hakikattir ki ne dilin, ne de sözün olmadığı yerde olur Gafile tasavvuf olmaz). Tasavvuf, ehil olan kimselere, evliya ve meşâyih tarafından gelen bereketlerden, (onların) adab ve ahlâkının tesirinden meydana gelir. Eğer bir müride hekimin nazan tesir eder, ona o nazar sebebiyle bereketler geçerse, bu bereketler onun göğsünü açar, kalbini nurlandırır. Yüce Allah buyurmuştur: "Rabbinin, göğsünü İslâm'a açmış olduğu kimse, Rabbinden bir nur üzerinde değil midir" (Zümer: 59/22). Bunun ne demek olduğu, Hz. Peygamber (s.a.v.)'den soruldu. Şöyle cevap verdi: "O, kalbe atılan bir nurdur, onunla göğüs açılır, huzura erer." "Bunun bir belirtisi var mıdır?" diye sorulunca buyurdu ki: "Gurur evinden uzaklaşmak, ebediyyet evine yönelmektir." Bu da dünyaya önem vermemekle olur. Yüce Allah buyurmuştur: "Onlardan bazı zümrelere, kendilerini denemek için verdiğimiz dünya hayatının süsüne gözlerini dikme" (Tahâ: 45/131). Şunu da iyi bilmelidir ki başlangıcı doğru olanın sonu daha mükemmel olur. Zira sonlar, başlara dayanır. Eğer salik doğru çalışırsa sağlam sonuca ulaşır. Çünkü hizmeti daha halis olanın müşahedesi daha net olur. Hali daha doğru olanın, vilâyeti (veliliği) daha yüksek olur. İlmi daha tam olanın işleri Allah'a havalesi daha güzel olur. Marifeti daha sağlam olanın, teslimiyeti daha mükemmel olur. Tafvizin (işleri Allah'a havale etme) en yükseği,
Allah'ın sevgilisi (Hz. Muhammed s.a.v.)'e mahsustur. O, bu hali, "İşimi sana havale ettim" (Hadis, müttefakunaleyhtir) sözüyle ifade etmiştir. Şeyh, kendisine gelen müride, şeriatın taharet, namaz, oruç, zekât, hac gibi bütün hükümlerini yerine getirmesini; Allah'ın Kitabını okuyup öğrenmesini; rızkını helâlinden kazanmasını; dünya hırsını kalbinden çıkarıp ahirete yönelmesini; kaçırdığı ibadetleri telafiye çalışmasını; az yemeyi, az uyumayı, az konuşmayı, halvet ve uzleti seçmesini; eğlencelere dalmamasını; gece namazlarına devam etmesini; ziyan olan ömrüne üzülüp ağlamasını öğütler. Müridin manevi hastalığını tedavi edecek zikir ve yöntemi belirler. İnsanlann halleri değişik olduğundan herkesin aynı ilaç ile şifa bulması mümkün değildir. Bundan dolayı şeyh müridin haline bakar ve onun haline uygun olan zikir ve evradı, tarz ve hareketi kendisine bildirir. Şeyhin tavsiyelerine gönülden uyup onun buyruğunca giden mürit, Allah'ın izniyle sülûkünü tamamlayıp kemâl kazanır.
Önemli bir not
Gerek Kuşeyrî, gerek Gazâlî, gerek Abdulkahir Söhreverdî, gerek bunlardan önce ve sonra gelen tasavvuf liderleri, şeyhin emrine mutlak itaat ve teslimiyeti şart görmektedirler. Çünkü sülük, şeytanla ve nefsin arzularıyla savaşmaktır. Savaşta asker, kumandanın emrine itaat etmez de onun her emrinin, yasalara uygunluğunu araştırmaya kalkarsa savaşı kazanmak hayal olur. Ancak baştan, kumandanın, savaş taktiğine aykırı şeyler emretmeyeceğini bilip ona kesin inandıktan sonra artık onun buyruklarına itaat etmesi gerekli olur. Bu, savaşta başarının temel şartıdır. Manevî savaş olan mücâhedede durum böyledir. Kendisine manevi komutan olacak şeyhi seçecek kimse, önce onun, şeriat hükümlerine uyup uymadığına dikkat edecek, Bayezid'in deyimiyle onun eylemlerini Kitap ve Sünnet ile tartacak; imanına, akide ve kemâline tam inanıp güvendikten sonra ona bağlanacaktır. Onun, zararlı bir şeyi kendisine emretmeyeceğini bildikten sonra artık sülük esnasında, "Bunu neden böyle yapmamı emretti, kendisi neden şöyle yaptı?" diye tereddütlere düşerse şeyhle arasındaki kalbi bağda kopukluklar olur, manevi iletişim zayıflar veya tamamen kesilir; yol alamaz, sülûkü yarıda kalır. Biraz tasavvuf yoluna çalışıp bir şeyler öğrendikten sonra kendisini şeyhlik makamına çıkaran, bu yolla menfaatler sağlamaya, mülkler edinmeye başlayan; hatta güzel bulduğu kadın müritlerin namusuna göz dikip bu teslimiyet afyonunu yutturarak onlan tuzağına düşüren çok kimse bulunduğunu da unutmamak gerekir. Zamanımızda şeyhlik perdesi altında genç kadın ve erkek müritlerine musallat olan kimselerin haberlerini çok duyduk. Tasavvuf imamları, delikanlılarla sohbeti çok tehlikeli bulmaktadırlar. Tasavvuf büyüklerinden Ebû Abdi'r-Rahmân es-Sülemî, mutasavvıfların ahlâkını özetlerken, "Delikanlılarla sohbet etmez, kadınların bağışlarım almazlar" diyor (Sülûkü'l-'ârifin: 164). Onun talebesi Kuşeyrî de, "Bu yolun en zor âfetlerinden biri de delikanlılarla sohbettir" diyor ve fişka yol açan bu hali, zararsız görenlerin sözünü şirke denk buluyor: "Allah kimi böyle buseye müptelâ ederse o kimse, bütün şeyhlerin oybirliğiyle Allah'ın alçaltıp hüsrana uğrattığı bir insandır. Milyonca kerameti olsa, şehitlerin mertebesine ulaşsa yine kıymeti yoktur." (Kuşeyrî, Risale: 184).
Tasavvuf sözün ve dilin olmadığı yerdedir
Laf ile tasavvuf olmaz. Tasavvuf, ehil olan kimselere, evliya ve meşâyih tarafından gelen bereketlerden, (onların) adab ve ahlâkının tesirinden meydana gelir
Haberin Devamı

