Soru: 1500 - 2000 yıl önce insanlar adil olsalardı ve bir hukuk sistemiyle idare edilselerdi peygamberler ve kutsal kitaplar gelecek miydi?
Cevap: İnsanlar adil ve iyi olsalardı, bir hukuk sistemi ile de yönetilselerdi, yine peygambere ihtiyaç vardı. Hem böyle varsayımlarla nereye gidilmek isteniyor. Ne 1500 - 2000 yılı, milattan önce 4000 yıllarında Irak'ta Hamurabi adıyla çıkan bir kral, çok önemli kanunlar koymuştur. Onun kanunları, belki tarihte çok önemli ilk yazılı yasalardandır. Bu kanunların, Tevrat'ta büyük izleri görülmektedir. Bilinmez belki, Hamurabi de vahiy alan bir peygamberdi veya kendisine bu yasaları yazdıran bir peygamber danışmana sahipti.
İnsanlar ne denli ileri olurlarla olsunlar, yine de peygamberlerin rehberliğine muhtaçtırlar. Çünkü insanlar yasa yapabilirler ama din, sadece şeriattan yani yasadan ibaret değildir. Yasalar, toplumlararası ilişkileri düzenler. Ya insanla yaratan arasındaki ilişkileri düzenleyen kuralları kim koyacak? Vahiy almayan bunu yapabilir mi? Normal düzeydeki bir insanın sözü kimi bağlar ve kimi inandım? Gizliden, ilâhî âlemden haber getiren, Tanrı ile insan arasında aracı olan, Tann'nın kullarından isteklerini, onlara buyruklarını duyuran bir elçiye, yani peygambere ihtiyaç vardır.
Buna ihtiyaç olmadığını söyleyenler, acaba insanları nasıl birlik içinde tutacak? Nasıl onları mutlu edecek inanca götürecek? Kant gibi bazı filozoflar akıl dini diye bir deneme yapmışlar ise de bu tutmamıştır. Tutmaz da... Vahye dayanmayan din tutmaz. Saman alevi gibi bir zaman parlar, hemen sönüverir.
Evrensel bir kural mı?
Soru: Dünyada evrensel bir kural vardır. En son gelen her yeni şey, öncekileri ortadan kaldırır. Bu duruma göre İslamiyet, neden diğer dinleri ortadan kaldırmamıştır?
Cevap: Bu kural, ilâhî dinler için geçerli değildir. Çünkü ilâhî dinler, Allah'tan vahyedilmiş dinlerdir. Bunların şeriat denilen hukuk bölümü evrimleşse de inanç kısmı evrimleşmez. Bütün peygamberler Allah'ın birliğini, meleklerin, peygamberlerin, kitapların ve ahiretin varlığını inanç esası olarak yerleştirmişlerdir. Kur'ân'a göre Allah, her ulusa kendi içlerinden, kendi dilini konuşan peygamber gönderir.
İnsanlar, dilini anlamadıkları ve anlayamadıkları peygamberin mesajından sorumlu olmazlar. Anlama sağlanıncaya kadar sorumluluk yoktur. Buna tebliğ denilir. Tebliğ olmadıkça sorumluluk da olmaz. Tebliğ duyurma, anlatma demektir. İnsanlara anlamadıkları dille hitabetmek tebliğ değildir. Hiçbir peygamber de mesajını, kendi ulusu dışındaki uluslara götürmüş değildir. Peygamberlerin mesajları dil bakımından nasyonal, içerik bakımından evrenseldir.
Eğer aynı ulus içinde bir peygamberin ardından, bir zaman sonra yeni bir peygamber gelir de getirdiği mesaj içinde eski mesajın bazı hükümlerine aykırı şeyler bulunursa, işte o eskiye aykırı olan yeni mesajın hükmü geçerli olur.
Yarın: Allah sevgisinde birleşin
Tarihteki ilk yazılı yasalar
İnsanlar ne denli ileri olurlarla olsunlar, yine de peygamberlerin rehberliğine muhtaçtırlar. Çünkü insanlar yasa yapabilirler ama din, sadece şeriattan yani yasadan ibaret değildir
Haberin Devamı

