Binbaşı, henüz görevde bulunduğu sırada vukubulan bu olayı, bir gün albayına anlatmış. Gayet iyi ingilizce bilen albay, kızın verdiği telefon numarasına telefon açmış. Telefonda çıkan sese, mesleğini sormuş. Telefondaki, adını ve mesleğinin pilot olduğunu söylemiş. Albay ona, "Benim hanım, Amerika'ya, sizin kentinize gelecek. Eğer mümkün ise sizin hanımınızla görüşmek istiyor" demiş. Adam, iki yıl önce hanımını bir trafik kazasında kaybettiğini söylemiş. Hanı/-mının adını da vermiş. Pilotun söyledikleri, kızın anlattıklarına tıpatıp uyuyormuş. Teksoy bu olayı programda anlatmadı. Bunu özel olarak bana anlatmıştı. İzmir'de emlakçilik yapan emekli binbaşının adresinin ve telefon numarasının kendisinde mahfuz olduğunu söyledi. Programda da çeşitli vakalardan örnekler sundu. Bunlardan biri de Samandağı'nda yaşamakta olan dokuz yaşındaki bir çocuğun öyküsüdür. Çocuk, bir yakınıyla birlikte moto/-sikletle giderken karşıdan çıkan bir traktörün altında kalarak ağır yaralandığını, hastaneye götürülürken akşam saat sekizde öldüğünü ve aynı gece sabaha doğru saat dörtte, yani ölümünden 8 saat sonra şimdi bulunduğu ailenin çocuğu olarak dünyaya geldiğini iddia ediyordu. Daha önceki adı Ahmet'ken şimdiki adı (....) imiş. Önceki ailesi, şimdi bulunduğu yerin 40 kilometre uzağında bir kasabadaymış.
Babası kahvecilik yapıyormuş. Dayısı veya çok yakını olan tıp doktoru Adnan'ın, kucağında kendisini hastaneye götürürken söylediği sözleri anlatan çocuğun, eski ailesini görme ısrarı üzerine çocuğu alıp o dediği kasabaya götürmüşler. Çocuk babasının kahvesini, evlerini kendi eliyle koymuş gibi bulmuş. Onları sevmiş, öpmüş. Doktor Adnan'a gitmiş, "Sen beni tanımadın mı, ben Ahmet'im" demiş ve onun, kendisini hastaneye götürürken söylediği teselli edici sözleri anlatmış. Televizyonda olayın bu kısmını anlatan Dr. Adnan da daha önce böyle şeye inanmadığını ama bu olaya tanık olduktan sonra inanmak zorunda kaldığını söyledi. Şimdi burada ilginç olan nokta şudur: Bu çocuk, öldükten sekiz saat sonra yine doğduğunu söylüyor. Eğer böyle ise bu, kendi ruhunun, ana karnındaki çocuğa üflenmesi şeklinde bir olay değildir. Çünkü doğmak üzere olan çocuğun zaten ruhu vardır. Hatta hadise göre 120 günlük olup organları tamamlanan çocuğa ruh üflenir. Yani 120 günlük olunca çocuk, ana rahminde beyin bilincini kullanabilecek düzeydedir ki, bilinçli hareket eder. Tekme atar. Parmak emer. Yani ruhu, hatta bilinci vardır. Öyle ise bu yeniden doğma, ölenin ruhunun, doğacak insanın bilinciyle bağlantı kurması, onu etkileyip o bedenle birleşmesidir. Onun ruhu ayrıdır. Ama ruhunun en üst düzeyi olan bilinci, bu yeni bedene bağlanarak dünyaya gelmiş olabilir. İnsana varlığını fark ettiren bilinçtir. Önceki bedendeki bilinç, bu bedene baskın olunca bu kişi, kendisini eski bedendeki insan sanmaktadır. Gerçekte bu bedenin ruhu, eski bedendeki Ahmet değildir ama Ahmet'in bilinci bu bedene egemen olduğu için yeni bedenin bilinci, kendisini eski bedendeki Ahmet sanmakta ve Ahmet'in hayatını anımsamaktadır.
Yarın: Ruh göçüne inananlar
"Tanıdın mı? Ben Ahmet'im"
Binbaşı, henüz görevde bulunduğu sırada vukubulan bu olayı, bir gün albayına anlatmış. Gayet iyi ingilizce bilen albay, kızın verdiği telefon numarasına telefon açmış. Telefonda çıkan sese, mesleğini sormuş
Haberin Devamı

