Kur'ân-ı Kerim'de Allah'ın varlığını, birliğini, kudretinin büyüklüğünü anlayabilmek için şu muhteşem kâinata bakmamız, doğa olaylarını düşünmemiz emrediliyor: "Göklerin ve yerin yaratılışında, gecenin ve gündüzün gidip gelişinde, elbette sağduyu sahipleri için ibret verici deliller vardır. Ayakta, oturarak ve yanlan üzerine yatarken Allah'ı anan, göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünen (o akıl sahipleri şöyle derler): Rabbimiz, bunları boş yere yaratmadın, Sen yücesin, bizi cehennem azabından koru" (Al-i İmran: 190-194).
Hatta O'nun varlığını anlamak için başka tarafa gitmeye bile lüzum yoktur. İnsanların kendileri, düşünceleri bunun en açık delilidir. İnsan bir varlığa dayanmak, ruhunu sarsılmaz bir köke bağlamak ihtiyacındadır. İnsanlar bir mükemmel, bir ideal düşünürler. Fakat dünyamızda bu mükemmele hiçbir zaman ulaşılamaz. Biz, eksik varlığız. Mükemmel değiliz. Çünkü biz de dünyadan bir parçayız. O halde bize bu mükemmel fikri nereden geldi? Doğuştan. Demek ki hiçbir şeye benzemeyen, her tasavvurun üstünde, her bakımdan mükemmel bir varlık fikri, insanın yaratılıştan gelen düşüncesidir. İnsan bu varlığa bağlanır, O'na tapar, O'ndan yardım bekler.
Evrenin yüce sahibi
Allah'a tapınma, O'na dayanma ihtiyacı insanlık tarihinin başlangıcından beri mevcuttur. İnsanlar her devirde, insanüstü bir varlığa tapınışlardır. Peygamberlerin irşâdiyle tevhide bağlanan insanlar, peygamberlerin yollarından aynldıktan sonra şirke sapmışlar ama yine bir varlığa tapınışlardır. Şirk de olsa insanda bir tapınma duygusu vardır ve bu, Allah'ın varlığının en büyük delilidir. Allah'ı inkâr edenler bile, başları dara geldiği zaman yine Allah'a yönelirler. İşte Kur'ân-ı Azimüşşân, bu gerçeğe değinerek şöyle buyuruyor: "İnsana bir zarar dokunduğu zaman yan üstü yatarak yahut oturarak veya ayakta, bize yalvarır.
Fakat biz onun zararını kaldırdığımız zaman, sanki kendisine dokunan bir zarardan dolayı bize hiç yalvarmamış gibi hareket eder. İşte müsriflerin yaptıkları, kendi gözlerinde böyle süslendirilmiştir", "Gemiye bindikleri zaman dini, yalnız Allah'a halis yaparak O'na yalvarırlar. Fakat kendilerini karaya çıkarıp kurtardığımızda hemen onlar, şirk koşmaya başlarlar" (Yunus: 12).
İnsan göründüğünden ibaret değildir, bilgisi sınırlıdır. Çünkü beş duyumuzun kapasitesi sınırlıdır. Mesela gözümüz, ayna olmasa kendi kendini göremez. Öyleyse görünmez varlıkları nereden görsün? Bizi hareket ettiren bir güç var: Ruh. Düşünce yetimiz var: Akıl. Bunlan görebiliyor muyuz? Ama görülmediği için akıl inkâr edilmez. Evrenin yüce sahibini tanıyıp O'na teslim olmaktan başka çare yoktur. "Göklerde ve yerde ne varsa kendileri ve gölgeleri, ister istemez O'na boyun eğmektedir" (Ra'd Suresi: 15).
Şu muhteşem kâinata bakın
Kur'ân-ı Kerim'de Allah'ın varlığını, birliğini, kudretinin büyüklüğünü anlayabilmek için şu muhteşem kâinata bakmamız, doğa olaylarını düşünmemiz emrediliyor
Haberin Devamı

