Münafık kabirde azap çeker

Buhârî, Müslim, Nesâ'î ve İbn Hanbel'in rivayet ettikleri hadîste, kahire konulan ölüye iki meleğin gelip Rabbi'nin ve peygamberinin kim olduğu hakkında soru soracakları anlatılır, fakat meleklerin adından söz edilmez

Haberin Devamı

Buhârî, Müslim, Nesâ'î ve İbn Hanbel'in rivayet ettikleri hadîste, kahire konulan ölüye iki meleğin gelip Rabbi'nin ve peygamberinin kim olduğu hakkında soru soracakları anlatılır, fakat meleklerin adından söz edilmez. Yalnız Tirmizî'nin rivayet ettiği hadîste meleklerin biri Münker, diğeri Nekîr adını taşır. Hadîs şöyle: Ölü (yahut biriniz) kabire konulunca birine Münker, diğerine Nekîr denilen iki siyah, ezrak (gök gözlü) melek gelir. "Bu adam hakkında ne diyorsun?" derler. O da hayatta söylediği gibi "O, Allah'ın kulu ve elçisidir. Allah'tan başka tanrı olmadığına, Muhammed'in de Allah'ın kulu ve elcisi olduğuna tanıklık ederim", melekler "Senin böyle söylediğini biliyorduk" der. Sonra ölünün kabrinde, yetmiş çarpı yetmiş arşın yer açılır (kabri genişletilir), kabrinin içi aydınlatılır. Ona "Uyu" denilir. O der ki: Gideyim, aileme haber vereyim. Melekler: Gelin gibi uyu, kendi ailesi içinde en sevdiği kimseden başkasının uyandıramayacağı gelin gibi uyu. Tâ Allah onu yattığı yerden kaldırıncaya kadar. Münafık ise soru karşısında "Ben, onun hakkında insanların bir şeyler söylediklerini duydum, ben de öyle dedim, bilmiyorum" der. Melekler derler ki: Zaten biz senin böyle söylediğini biliyorduk! Toprağa da "Onu sıkıştır" denilir. Toprak onu öyle sıkıştırır ki kaburga kemikleri birbirine geçer. Allah Kıyamette onu yattığı yerden diriltinceye kadar ona böyle azabedilir. Aslında Tirmizî'nin rivayet erliği hadîsin temel anlamı, Buhârî ve Müslim'deki hadîslerin aynıdır. Ancak çeşitli râvilerin ağzında dolaşa dolaşa hadîs rivayetlerinin içine başka söz ve düşünceler karışmıştır. Hattâ Buhârî ve Müslim'in kabir sorgusundan söz eden hadîslerinin ayrıntılı metinleri de Kur'ân'ın anlatımına uymaz. Ayrıca kendi aralarında da çelişkilidir. Metinlerde cümle düşüklüğü var, birinci şahıstan üçüncü şahıs kipine geçiliyor. Kabrin yetmiş çarpı yetmiş arşın genişletilmesi ifadesi de Buhârî ve Müslim'de bulunmaz. Aslında hadîsin temel kavramı, kabrin su kadar metre genişletilmesi değil, ölünün ruhunun geniş bir mekân içinde bulunacağıdır. Ruh zaten kabrin içine kapanıp kalmaz. Kabir ruhun hapishanesi değildir. Kabire giren, sadece cesettir. "(...) Suçlulara günâhlarından sorulmaz." (Kasas: 49/78)

"O gün ne insana, ne de cine günâhından sorulur. Şimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz? Suçlular, simalarından tanınır, perçemler(in)den ve ayaklar(ın)dan tutulur. Şimdi Rabbinizin hangi ni'metierini yalanlıyorsunuz?" (Rahman: 39-42) âyetlerinde, İlâhî Mahkeme'de suçlulara günâhlarından sorulmayacağı, çünkü vücut dillerinden yaptıkları tüm suçların anlaşılacağı belirtiliyor. Ama bu, suçluların yaptıklarından sorumlu olmayacakları anlamına gelmez. Herkes yaptığından sorumludur. Ancak âhirette, insanın dünyada yapmış olduğu işler o kadar açık biçimde görünecektir ki artık suçlunun suçunu sorup araştırmaya gerek yoktur.

* Bu konuya yarın da devam edeceğim.

DİĞER YENİ YAZILAR