"Melâmetîler şerri gizlemez"

Yasemin Sultan adlı okuyucumun sorusunu cevaplamaya bugün de devam ediyorum

Haberin Devamı

Yasemin Sultan adlı okuyucumun sorusunu cevaplamaya bugün de devam ediyorum.

Ebû Hafs, müridlerinden Ebû Muhammed el-Cûnî'ye şöyle diyor: "Çarşıya git, çalış, kazan ama kazancını yeme. Fakirlere ver. Yiyeceğini de insanlardan iste. Çünkü insanlardan dilenirsen, 'Bu, cimrinin biri. Gündüz boyunca çalışıyor, sonra da insanlardan dileniyor' derler" (Risâletu'l-melâ-metiyye, s. 101). Allah'a niyazları şöyledir: "Sen tatlı olduktan sonra hayat acı olmuş ne çıkar? Sen razı olduktan sonra halk kızmış, ne çıkar? Benimle aran iyi olduktan sonra, benimle âlemler arası bozulmuş, ne çıkar? Ey bütün gayelerin yücesi, senin sevgin tam olsun yeter. Toprağın üstündeki her şey topraktır."

Melâmetiyye iki kısımdır: İyi, sâlih melâmetiler; iyi niyetlerine rağmen bilgisizlikle dine aykırı işler yapan cahiller. Birinciler, kimsenin kınamasına aldırmadan Allah'ın buyruklarını yerine getirir, Hakk'a davette kusur ermezler. "Allah yolunda cihad ederler, hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar" (Mâide Suresi: 54) ayeti bunları övmektedir. İkinciler hallerini gizlemek için şer'an haram veya mekruh olan şeyleri yapar görünerek kınanmak, böylece nefislerini ezmek isterler. Abdu'l-Kahir es-Söhreverdî şöyle diyor: "Bazılarına göre melâmetî o kimsedir ki hayrı göstermez, şerri gizlemez."

Zikrin dört mertebesi
Bunun anlamı şudur: Damarlarına kadar ihlâsla dolan melâmerî, gerçek doğruluğa ermiştir, hiç kimsenin, halini ve amellerini görmesini istemez. Onlar ihlâsta ihtisas sahibidirler. Hal ve amellerini gizlemekten zevk alırlar. Ebû Ya'kub es-Sûsî şöyle demiş: "İhlâs ettiklerinin farkında olurlarsa, ihlâsları da ihlâsa muhtaç olur." Zû'n-Nûn da şöyle demiş: "Üç şey ihlâs alâmetidir. Kamunun övmesinin ve yermesinin bir olması, yapılan ibadetleri ve amelleri görmemek, ibadeti ve eylemi ahirette sevap almak kastıyla yapmamak."

Söhreverdî'nin, 'kîle: denildi' tabiriyle verdiği yani zayıf bir görüşe göre melâmetiyye nezdinde zikrin dört mertebesi vardır: Dilin zikri, kalbin zikri, sırrın zikri, ruhun zikri. Ruhun zikri gerçekleşirse sır, kalp ve dil susar. Bu, müşahede zikridir. Sırrın zikri gerçekleşirse kalp ve dil susar. Bu da heybet zikridir. Kalbin zikri gerçekleşirse dil susar. Bu da nimetler zikridir. Kalp zikirden gafil olunca dil zikreder ki bu, gelenek zikridir. Bu zikirlerin afeti vardır. Ruh zikrinin afeti, sırrın onu bilmesidir. Sır zikrinin afeti kalbin onu bilmesidir. Kalp zikrinin afeti, nefsin ona vakıf olmasıdır. Nefs zikrinin afeti, zikri görmek ve ona değer vermektir. Yahut ona sevap aramak, yahut bu zikirle makamlara ulaşacağını sanmaktır. İnsanların en değersizi de zikrini halka gösterip halkın kendisine gelmesini ve saygısını sağlamak isteyendir.

* Bu konuya yarın da devam edeceğim.

DİĞER YENİ YAZILAR