Kendisinde "obsesif kompülsif" (saplantı hastalığı) olduğunu, bundan nasıl kurtulabileceğini soran okuyucum N. İ'ye dünkü yazımda bazı tavsiyelerde bulunmuştum. Bu münasebetle şu ibret verici üç olayı sizlere anlatmak istiyorum:
Peygamberimize bir kadın gelir. Sık sık bayılıp düştüğünü söyler. Bu derdinden kurtulması için dua talep eder. Peygamberimiz ona şöyle der: "İstersen dua edeyim, derdinden kurtulursun. İstersen buna sabredersin. Karşılığında Allah sana cennette büyük ödül versin." Kadın sabretmeyi yeğler. Sadece bayıldığı zaman üstünün açılmaması için dua etmesini diler. Peygamberimiz de öyle dua eder.
"Bu bir ceza değildir"
Karnı su toplayan İmrân ibn Husayn, otuz yıl sırt üstü yatmış. Kalkamaz, oturamazmış. Yatağında açılan bir delikten hacetini yaparmış. Mutarrif ibn Abdillah ve kardeşi Alâ, kendisini ziyarete gelmişler. İmrân'ın halini gören Mutarrif ağlamaya başlamış.
İmrân: "Niçin ağlıyorsun?"
Mutarrif: "Seni bu halde görünce kendimi tutamadım, ağladım."
İmrân: "Ağlama. Allah bu hali benim için istemiş, sevmişse ben de onu benim için severim. Sana bir şey söyleyeyim. Belki Allah, seni bu söyleyeceğimle yararlandırır. Fakat bunu, ben ölünceye dek kimseye söyleme. Melekler beni ziyaret ediyorlar. Ben onlarla ünsiyet ediyorum (benimle arkadaşlık ediyor, yalnızlığımı gideriyorlar). Bana selam veriyorlar, selamlarını duyuyorum. Ve biliyorum ki büyük nimete sebep olan bu bela, bir ceza değildir."
Şimdi belasında böyle bir nimet gören kimse, o belaya razı olmaz mı?..
"Biz seni sevenleriz"
Bir cemaat, akıl hastanesinde tutulan Şiblî'yi ziyarete gelmiş. Önünde taş bulunan Şiblî, "Siz kimsiniz?" demiş. "Biz seni sevenleriz" demişler. Şiblî onları taşlamaya başlamış. Kaçmışlar. Şiblî de, "Öyle ise ne diye beni sevdiğinizi iddia ediyorsunuz? Sözünüzde doğru iseniz belama sabretsenize" demiş.
Rıza, her konuda kaderin akışına sevinme, her hali hoşgörüyle karşılama, gönül huzuru, kanaat, Hakk'a teslimiyet, O'nun seçip yaptığının iyiliğine güven doğurur. Allah'ın kazasını başkasına şikâyet etmekten, aşın sızlanmaktan alıkor. Allah'ın lütfunu da, kahrını da hoş görür: "Lütfün da hoş, kahrın da hoş" diyecek olgunluğa erişir. Yunus, Allah'a bağlılığı ne güzel belirtmiş:
"Ne varlığa yirinürem
Ne yokluğa sevinürem
Aşkın ile avunuram
Bana seni gerek seni!"
"Lütfün da hoş kahrın da hoş"
Kendisinde "obsesif kompülsif" (saplantı hastalığı) olduğunu, bundan nasıl kurtulabileceğini soran okuyucum N. İ'ye dünkü yazımda bazı tavsiyelerde bulunmuştum
Haberin Devamı

