"Kur'an'dan kolay olanı okuyunuz" (2)

Soyut Tanrısal kelâm anlamındaki Kur'ân yaratılmamıştır, Allah'ın zatından ayrılmaz bir sıfatıdır. Bu anlamdaki kelâma Arapça ibareler delalet edeceği gibi Farsça ve diğer dillerdeki çeviriler de delalet eder

Haberin Devamı

Soyut Tanrısal kelâm anlamındaki Kur'ân yaratılmamıştır, Allah'ın zatından ayrılmaz bir sıfatıdır. Bu anlamdaki kelâma Arapça ibareler delalet edeceği gibi Farsça ve diğer dillerdeki çeviriler de delalet eder. Bundan dolayı çevirilere de Kur'ân denilebilir. Zira, "Eğer biz onu yabancı (dilde) bir Kur'ân yapsaydık derlerdi ki: Ayetleri (anlayacağımız) bir dille açıklanmalı değil miydi? Arap'a yabancı söz mü (geliyor)?" ayeti de Kur'ân'ın yabancı bir dilde indirilse de yine Kur'ân olacağını belirtmektedir.

Abdu'l-Azîz Buharı de şöyle diyor: "Ebû Hanîfe'ye göre Kur'ân'ın lafzı, talî bir rükündür. Çünkü lafız, asıl amaç değil, anlamı taşıma aracıdır. Özellikle Allah'a yalvarma hali olan namazda asıl amaç lafız değil, anlamdır. Ayrıca, 'Kur'an'dan kolay olanı okuyunuz' ayetiyle Kur'an'dan kolay olanın okunması emredilmiştir.

Kabilelere zor gelmiş
Kur'ân önce, Arap lehçelerinin en fasihi olan Kureyş lehçesiyle indi. Fakat bu lehçeyle Kur'ân'ı okumak, diğer kabilelere zor gelince Kur'ân'ın yedi harf üzere indiği, bunlardan herhangi biriyle okunabileceği belirtilerek asıl Kur'ân'ın indiği Kureyş lehçesiyle okuma zorunluluğu kaldırılmıştır.

Bir Arap için kendi lehçesini bırakıp başka bir lehçeyle Kur'ân okuması caiz olunca Arapça'yı iyi bilmeyen bir yabancının da asıl önemli olan manayla yetinerek Kur'ân'ın çevirisini okuması caizdir."

Ezberinde hiç Kur'ân ayeti olmadığını, namazda Kur'ân yerine geçecek bir şey öğretmesini rica eden kimseye Allah'ın Elçisi, "Subhânellahi ve'l-hamdu lillâhi ve lâilâhe illallahu vallahu ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm" demesini öğütlemiştir.

Kur'an'ı hiç bilmeyen
Nizâmu'd-dîn el-Ensârî güvenilir birine dayandırdığı habere göre Hasan-ı Basrî (110 / 728)'nin talebesi, tasavvuf silsilesinin ilk halkalarından biri olan Habîb-i Acemî, dili Arapça'ya iyi yatmadığı için namazda Kur'ân'ın Farsça çevirisini okurmuş.

Biz, namazda Kur'ân'ın orijinal metniyle okunmasını gerekli görüyoruz. Bu konuda imam Ebû Yusuf ve imam Muhammed'in görüşünü esas alarak diyoruz ki: Okuyabilen, Kur'ân'ın Arapça metniyle namaz kılar. Fakat Kur'ân'ı hiç bilmeyen, okuyamayan ise asıl metni öğreninceye kadar Fatiha'nın ve bazı ayetlerin çevirisini okuyarak namaz kılabilir.

(DEVAM EDECEK)

DİĞER YENİ YAZILAR