"Keşke dünyaya bir daha gelseydik"

"Şimdi artık bizim ne şefaatçilerimiz var, ne de sıcak bir dostumuz. Ah keşke bir dönüşümüz daha olsa da inananlardan olsak" (Şu'arâ: 47/100-102).

Haberin Devamı

"Şimdi artık bizim ne şefaatçilerimiz var, ne de sıcak bir dostumuz. Ah keşke bir dönüşümüz daha olsa da inananlardan olsak" (Şu'arâ: 47/100-102). 'Yahut azabı gördüğü zaman, 'Keşke benim için bir kez daha (dünyaya dönüş) olsaydı da güzel hareket edenlerden olsaydım' demesinden. (Allah şöyle buyurur): Hayır, sana ayetlerim geldi de sen onları yalanladın, büyüklük tasladın ve nankörlerden oldun" (Zümer: 58-59).

"Rablerinin huzurunda (utançtan) başlarını öne eğmiş 'Rabbimiz, gördük, işittik, bizi geri döndür, iyi iş yapalım artık kesin olarak inandık' demekte olan suçluları bir görsen. Yoldan çıkanların barınacakları yer de ateştir. Ne zaman oradan çıkmak isteseler yine oraya geri çevrilirler ve onlara, 'Yalanlamakta olduğunuz ateş azabını tadın' denilir. Belki dön(üp yola gel)irler diye mutlaka onlara o büyük azaptan ayn olarak daha yakın azabı da tattıracağız" (Secde:
75/12, 20-21).

"Oradan, (o) gamdan her çıkmak istediklerinde (demir kamçılarla vurularak) oraya geri çevrilirler ve 'Yangın azabını tadın' (denilir)" (Hac: 88/22). "Uyanlar, şöyle dediler: 'Âh keşke bir daha dünyaya gitmemiz mümkün olsaydı da şimdi onların bizden uzak durdukları gibi biz de onlardan uzak dursaydık. 'Böylece Allah, onlara işledikleri bütün fiilleri hasretler (pişmanlık kaynağı olarak) gösterir. Ve onlar, ateşten çıkamazlar" (Bakara: 92/167).

"O inkâr edenler var ya, eğer yeryüzünde olanların hepsi ve onun bir katı daha kendilerinin olsa da kıyamet gününün azabından kurtulmak için (bunları) fidye verseler, kendilerinden kabul edilmez. Onlar için acı bir azap vardır. Ateşten çıkmak isterler ama oradan çıkacak değillerdir. Onlar için sürekli bir azap vardır" (Mâide: 110/36-37).

"O gün inanan erkekleri ve inanan kadınları; ışıkları, önlerinde ve sağlarında koşar durumda görürsün. (Kendilerine): 'Bugün müjdeniz, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacağınız cennetlerdir' (denilir), işte büyük başarı budur. O gün münafık erkekler ve münafık kadınlar (cennete gitmekte olan) müminlere derler ki: 'Bize bakın da sizin nurunuzdan yararlanalım. 'Onlara: 'Arkanıza dönün de nur arayın' denilir. Aralarına kapılı bir sur çekilir ki, onun içinde rahmet vardır, dış yönünde de azap. (Münafıklar) Onlara seslenirler: 'Biz de sizinle beraber değil miydik?' (Müminler) Derler ki: 'Evet ama siz kendi canlarınıza kötülük ettiniz, beklediniz (hemen tevbe etmediniz), kuşkulandınız, kuruntular sizi aldattı. Allah'ın emri (ölüm) gelinceye kadar (böyle hareket ettiniz,) o çok aldatıcı (şeytan,) sizi Allah(ın affı) ile aldattı. 'Bugün artık ne sizden, ne de inkâr edenlerden fidye alınmaz, varacağınız yer ateştir. Sizin layığınız odur. Ne kötü gidilecek yerdir orası" (Hadîd: 112/12-15).

Bu ayetlerden, ilk anda suçlu insanların, sonsuzca cehennem azabında kalacağı sanısı doğabilirse de Kur'ân'ın bütünlüğü içinde düşünüldüğünde suçluların, hak ettikleri kadar azap çektikten sonra kurtulacakları anlaşılır. Ayetlerin amacı, dayanılmaz cehennem azabının, insana binlerce ömür kadar uzun geleceğini anlatmaktır. Sonsuzca azap Allah'ın, cezanın işlenen suça denk olacağı yolundaki temel prensibine ve azabın hikmetine aykırıdır. Bundan dolayı bu ayetleri, suçluların çekmekte olan azabın, kendilerine sonsuzca gelecek kadar ağır ve dayanılmaz olduğu, onların azap anını canlandırdığı şeklinde yorumlayanların görüşü ağır basmaktadır.

Yarın: Tenasühle beden değiştirme arasındaki fark

DİĞER YENİ YAZILAR