SORU: Tarikatların Kur'ân'daki yeri nedir? Ülkemizde bu kadar cami mevcutken dergâhlara ne gerek var? Bugün Ehl-i Beyt var mıdır? (Celal Özkan/ Samsun)
CEVAP: Tarik yol, tarikat, yol, yöntem, yaşam tarzı demektir. İslâm'da bir tek tarikat vardır. O da Kur'ân'ın çizdiği doğru yoldur. Daha sonra bazı zahidler manevi arınma yöntemi olarak bazı zikir ve ibadetlere ağırlık vermişler, onların bu yaşam tarzına tarikat denmiştir. Tarikat, dinin içinde bir uzmanlık yöntemidir. Önemli olan dinin açık anlamı olan şeriat kısmıdır. Yunus ne güzel anlatmış tarikatı:
Şeriat tarikat yoldur varana Hakikat marifet andan içeni.
Başlangıçta bireysel-dini bir hareket şeklinde gelişen tasavvuf, hicri ikinci, üçüncü asırda diğer ekoller gibi şekillenmeye, veliler yetiştiren, müritlerin huylarına, yaşam tarzlarına ve ibadetlerine dair özel düzenler, disiplinler koyan bir okul haline geldi. Mürit, bu yolun kurallarını üstadından alır ve ona tam bir teslimiyetle bağlanırdı. Mürşitsiz yola gidilmeyeceği kanaati yaygın bir hal aldı. Hatta Ebu Yezîd el-Bes-tâmî'nin, "Üstadı olmayanın mürşidi şeytandır" dediği rivayet edilmiştir (Nicholson, Fi't-Tasavvufi'l-İslâmiy, s. 19).
Gazalî de, "Nefisler zayıf, cevhersel gerçeğine ulaşamayacak durumda ise kendine yardım edecek, onu amacınca yetiştirecek şefkatli bir öğretmene bağlanır. Nasıl tedavi yolunu bilmeyen hasta da şefkatli bir doktora başvurursa" (ar-Risaletu'1-Ledunniyye. s. 34-35. Mısır, 1328) diyor. Üstada bağlanmayı, kör bir insanın, kendisine yol gösteren biriyle gitmesine benzetiyorlar. Tasavvuf, başlangıçta bireysel bir hareket olarak başladı. Siyasi çalkantılardan bunalanlar, zühdüyle tanınmış kimselerin çevresinde toplanıp onun sohbetinden istifade ederdi. Yani tasavvuf, bir sohbet şeklinde yürüyordu. Nitekim ilk kaynaklarda mürit yerine sâhib tabiri kullanılır. Üçüncü ve dördüncü hicri asırlarda tarikatlar kurulmaya başlamıştır. Tarikat sahipleri, tarikat kurmaya özenmiş değillerdi.
Bunlar, halkın saygısını kazanmış kimselerdi. Bir saygın insanın çevresine toplananlar, sohbetini dinleyenler onun öğütlerini tuttular, zikirlerini aynen yapmaya çalıştılar ve böylece o zatin adına bir tarikat doğmuş oldu. Zaten fıkıh ekolleri de böyle doğmuştu. Nasıl diğer ilimlerde, ilmi ehlinden almak ve ilimde kalpazanlığın önüne geçmek için icazet vermek âdeti lüzumlu görülmüş ise tasavvufta da kalpazanlığın, sahte mürşitiiğin önüne geçmek için icazet usulü konmuş, şeyhin elinden hırka giymek âdet haline gelmiştir.
(DEVAM EDECEK)
İslâm'da bir tarikat vardır, o da Kur'ân'ın çizdiği doğru yoldur
SORU: Tarikatların Kur'ân'daki yeri nedir? Ülkemizde bu kadar cami mevcutken dergâhlara ne gerek var? Bugün Ehl-i Beyt var mıdır? (Celal Özkan/ Samsun)
Haberin Devamı

