Bu yazıyı 27 yıl önce, Irak'ta katıldığım "Cehaletle Savaş Konferansı" münasebetiyle yazmıştım. 9 Mayıs 1976 tarihinde Irak Hükümeti'nin davetlisi olarak bu ülkeye gittik. Irak Hükümeti, ülkede ümmiliği ortadan kaldırmaya karar vermiş, yani okuma-yazma savaşı açmış. Bunun için de önce genellikle Arap ülkeleriyle sosyalist doğu bloku ülkelerini davet ettiği bir kongre düzenlemiş. Adı "Cehaletle Savaş" olan bu kongrenin amacı, burada öne sürülen fikirlerden yararlanılarak kültür seferberliğine başlamak. 8-15 Mayıs arasında düzenlenen kongrede genellikle Mısırlılar boy gösterdiler. Zaten Arap devletleri içinde kültür düzeyi en yüksek olan ülke Mısır'dır. Ancak Mısırlılar çok konuşan insanlar, bir konuyu bir delege alıp takriben 40-45 dakika konuşuyor. O bırakınca öteki alıyor ve benzer konulan hemen hemen aynı zaman içinde tekrarlıyordu.
Ürküten bir düzen
Biz de Türkiye'de, cehaletle savaş üzerine Cumhuriyet döneminde neler yapıldığını anlatacaktık. Ben daha ziyade cehaletle savaş için yapılan hareketleri, Türkiye'de gelinen din eğitiminin durumunu anlatacaktım. Konuşmamı Arapça hazırlamıştım. Ancak bizim teşrifatçı önce nazikâne yanımıza geldi, tercümana ihtiyacımız olup olmadığını sordu. "Hayır, kendim konuşacağım" dedim.
Gittiğimiz akşam veya ertesi sabah, "Bu çok uzun" dedi. Türkiye'deki din eğitiminden söz etmemi istemiyordu. Ben de mecburen konuşmamı kısalttım. Fakat bir yabancı ülkenin öğretim üyesini davet edip sonra da onun konuşmasını sansürden geçirmelerini cidden garip buldum. Kişinin özgürlüğünün kısıtlanması ne kadar kötü bir şey. Sadece bu hareket, insanın bu düzenden ürkmesine yeter. Hürriyet olmayan yerde ilim olmaz.
İş yapan konuşmaz
Konuşmamdaki din eğitimi kısmını çıkarınca teşrifatçı sevindi. Benim yapacağım 20 dakikalık konuşma güya uzun gelmişti. Dikkatimi çeken diğer bir husus da Vietnam, Kuzey Kore gibi komünist ülkelerin temsilcilerine gösterdikleri yakınlıkta. Ayrıca onların adı söylenince candan alkışlandı. Bize de yakınlık ve konukseverlik gösterdiler. Kendilerine teşekkür borçluyuz. Ama bu noktaları, yine kendilerini uyarma bakımından eleştirmekte haklıyız.
Cehaletle savaş için böylesine masraflı bir kongre düzenlemeye lüzum yoktu. Gördüm ki Iraklılar, bizim 1925'lerde başlattığımız atılımlara 1976'da başlıyorlar. Fakat henüz bir iş yapmadan önce pek çok konuşmayla, gösterişle... İş yapan konuşmaz, yapar. Şu laf-ü güzâf ile geçirilen bir haftalık zamanda harcanan parayla kim bilir kaç kişiye okuma-yazma öğretilirdi.
* Bu anıma yarın da devam edeceğim.
Irak'la ilgili bir anım...
Bu yazıyı 27 yıl önce, Irak'ta katıldığım "Cehaletle Savaş Konferansı" münasebetiyle yazmıştım. 9 Mayıs 1976 tarihinde Irak Hükümeti'nin davetlisi olarak bu ülkeye gittik
Haberin Devamı

