Soru: Sayın Ateş, VATAN gazetesinde yazmaya başladığınızdan beri köşenizi ve kitaplarınızı okuyorum. Dinimiz konusunda yıllardır sorup da cevabını bulamadığım sorulara sizin sayenizde içime sinen açıklamalar buluyorum. Bu sebeple size çok teşekkür ederim. (Deniz Artan)
Cevap: Okurumuz, bu iltifatkâr sözleriyle başladığı mail'inde, Türkiye'de popüler hale gelen cemaatleşme ve özellikle bir grup hakkındaki düşüncemi soruyor. Ben grupçuluğa karşıyım. Ne kadar iyi niyetle de olsa sonunda bu gruplar bölünmelere yol açıyor. Müslümanlar'ın görevi bölünmek değil, birleşmektir. Elbette Kitap ve Sünnet çerçevesi içinde kaldıkça cemaatleşmeleri doğal karşılamak gerekir. Dernekler kurmak suretiyle örgütlenmek de yasalarla tanınmış bir haktır. Eskiden cemaatleşmeler tasavvuf, fütüvvet, uhuvvet (Ahilik) kurumları şeklinde yapılırdı.
Şimdi de tarikatlar biraz da kontrolsüz olarak cemaatleşmelerde öncü rol oynamaktadır. Bu normal görülebilir ama bir grup veya tarikat liderini hatasız kabul etmek dince büyük bir hatadır.
Düşmanın eline geçmiş
Hz. Peygamber, Hıristiyanken Müslüman olarak yanına gelen Adiy ibn Hatem'e, "Hahamlarını ve rahiplerini Allah'tan ayrı rabler edindiler, Meryem oğlu Mesih'i de öyle. Oysa kendilerine yalnız tek Tanrı olan Allah'a ibadet etmeleri emredilmişti. O'ndan başka Tanrı yoktur. O, onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir" (Tevbe: 31) ayetini okur. Adiy, "Ey Allah'ın Elçisi, biz onlara tapmazdık" der. Peygamberimiz şöyle cevap verir: "Onların helâl dediklerine helâl, haram dediklerine haram demez miydiniz (yani onların kişisel sözlerini din kabul etmez miydiniz)? İşte bu, onlara tapmak demektir." Yahudilerin Kutsal kitaplarını taşıyan sandık, birkaç kez düşmanlarının eline geçmiş, Kutsal Kitap saldırıya uğramış, bizzat Hz. Musa'ya verilen levhaların orijini ortadan kaybolmuştur.
Bölünmeye yol açıyor
Babil tutsaklığı sırasında iyi bir yazıcı olan kâhin Ezra, şifahi ve kısmen yazılı rivayetleri bir araya toplayıp Yahudi Kutsal Kitabı'nı bir bütün halinde ortaya çıkarmıştır. Bu hizmetinden dolayı Ezra, İsrailoğulları'nın takdir ve saygısını kazanmış, zamanla aşırılığa doğru tırmanan bu saygı, onun, Allah'ın oğlu sayılması noktasına kadar ileri götürülmüştür (Ezra hakkında, Kitabı Mukaddes, Ezra, s. 466-476'ya bakınız). İşte Kur'ân-ı Kerîm, insanı tannlaştran bu aşırı inanç ve davranışları reddetmektedir. Bir insanın sözünü vahiy, din hükmü kabul etmek, o kişiyi putlaştırmak demektir. İslâm, putçuluğun her türlüsünü reddeder. İnsan, yaratıkların değil sadece Allah'ın kuludur. Yaratıkları putlaştırmak, sonunda bölünmelere yol açıyor.
İnsan sadece Yüce Allah'ın kuludur
Ben grupçuluğa karşıyım. Ne kadar iyi niyetle de olsa sonunda bu gruplar bölünmelere yol açıyor. Müslümanlar'ın görevi bölünmek değil, birleşmektir. Elbette Kitap ve Sünnet çerçevesi içinde kaldıkça cemaatleşmeleri doğal karşılamak gerekir
Haberin Devamı

