“Başkalarının parasıyla hac olur mu” diye soran okuruma cevabımdır: Hac ücretini bir başkasının gitmesi için veren kimse iki niyetle verebilir: Ya o kimsenin, kendisi yerine hac yapmasını ister. Buna bedel hac denilir. Yapılan hac, yapana değil onu gönderene ait olur. Veya sevdiği birine hacca gitmesi için para verir. Yani hac parasını ona hediye eder. Bu takdirde parayı alan kimsenin yaptığı hac kendisine aittir. Çünkü aldığı para artık verenin değil, alanın malıdır. Bağışlanan para, sahibinin zimmetinden çıkıp bağışlanan kişinin malı olur.
Bu durumda o parayla hac yapan, kendi parasıyla yapmış demektir. Bu hac olur. Kişinin alın teriyle kazandığı parayla hac yapması en makbul ve muteber olandır. Hicret esnasında Hz. Ebubekir, iki deveden birini Hz. Peygamber’e hediye etti. Peygambermiz, “Ben, bana ait olmayan deveye binmem” dedi ve fiyatını ödetikten sonra deveye bindi. Daha önce Ebubekir’den hediyeler kabul etmiş olan Peygamberimiz, bu kez kabul etmemişti. Çünkü o, Allah rızası için vatanıyla bütün bağlarını keserek hicret ediyordu. Bundan dolayı bu yolculuğun bütün masraflarını da kendisi yüklenmeli, bir başkasını bu yolun masraflarına ortak etmemeliydi. İşte hac yolculuğu da buna benzer. İnsan bu yolculuğa kendi alın teriyle gitmelidir.
Önemli olan namazın şekli değil ruhudur
SORU: Sandalyede oturarak namaz kılanlar gördüm. Bunlar ayağa kalkıyor (kıyam) sonra ikinci ve dördüncü rekâtlarda oturuyor. Bu tuhaf bir durum değil mi?
CEVAP: Ayakta durmaya gücü yetmeyen kimse oturarak namaz kılar. Ancak bazı kişilerin bel fıtığı sorunu vardır. Onlar ayakta durabilirler ama secdeye gitmeleri çok büyük ıstırap verir. Böyle kimseler cemaatle birlikte namazın kıyamını yaparlar. Rükû ve secdeyi de sandalyede oturup biraz eğilerek yaparlar. Bunda bir sakınca yoktur. Önemli olan namazın şekli değil, ruhudur. Kişinin ibadette duyacağı huzurdur.

