Eğer yaratıcı yoksa bu düzen nasıl kuruldu?

* Dünden devam...İnsanın, yaşadığı şu dünyayı iyi tanıyıp hayatını boş şeylerle değil, ilim ve irfan kazanarak, güzel işler yaparak geçirmesi gerekir

Haberin Devamı

İnsanın, yaşadığı şu dünyayı iyi tanıyıp hayatını boş şeylerle değil, ilim ve irfan kazanarak, güzel işler yaparak geçirmesi gerekir. Ne kadar kanıt sunulursa sunulsun, yine iman, kanıtlardan çok, yaşanmakla güçlenecek bir şeydir, bir yerde de Allah'ın lütfudur. İnanmayan insan, acaba kendi içinde rahat ve tutarlı mıdır? Diyelim ki her şey rastlantı ve yaratılış diye bir şey yok, ahiret de yok. Peki o zaman da aklı olan sormaz mı, hiçbir güç, yaratıcı yoksa bu düzen nasıl oldu? Ahiret diye bir şey yoksa, insan ruhsuz mudur? Bitki gibi kuruyup gidecek midir? O zaman inanmadığı halde gördüğü rüyalar nedir? Bunlan gören nedir?

Beyin mi? Peki ama beyin, haydi diyelim bilinçaltındaki şeyleri üste çıkarıyor, onları olaylaştırıyor, rüyaların bir kısmı böyle olsa bile bazıları ertesi gün aynen çıkıyor veya yıllar sonra çıkıyor? Bu, insan ruhunun geleceğe uzanması değil mi? Öyle ise gelecek bugünden vardır. Olmayan şey nasıl görülür? İnançsızlık çözüm değildir. Pek çok insan vardır ki görünürde inkâr etse de içinden inanır. Çünkü imansızlık insanı rahatlatmaz, tersine tam bir huzursuzluk içine atar.

İşte iki güzel örnek
Lise çağında bir gün merhum hocamız avukat Ömer Naimi Efendigil dedi ki: "Bir avukat arkadaşım vardı, Allah'a inanmazdı. Bir gün şunlan söyledi: Naimi Bey, sen bu inançsızlara bakma. Bunlar samimi değiller. İşte bunların en dinsizi benim ama her gece yatarken yine bir Fatiha üç ihlas okuyup yatanm. Bu gece ölürsem halim nice olur diye düşünür, Allah'a sığınırım." Benzeri bir olayı da değerli askeri hakim Sacit Adalı Bey'den dinlemiştim:

"Kore'deydik. Yüzbaşı rütbesindeki arkadaşım inanmazdı. Biz böyle inanç üzerine sohbet ederken yanımıza, boyunda hamaylı (bazı sure ve duaların yazıldığı dua demeti) asılı bulunan bir er geldi. Yüzbaşı ere sordu: 'Boynunda asılı olan nedir?' Er anlattı: 'Komutanım bu hamaylıdır, içinde ayetler ve dualar var. Bunlar beni korur diye üstümde taşıyorum.' Ertesi gün cephe savaşı olacaktı. Hemen yüzbaşı uzandı, askerin boynundaki hamaylıyı alıp kendi boynuna takti. O zaman, 'yahu yüzbaşım, burada da mı bencillik? Hem inanmıyorsun, hem de askerin koruma muskasını alıp kendin takıyorsun. Yani kendi çıkarını düşünüyorsun' dedim."

"Allahım yardım et"
Bu ve benzeri pek çok olay, inancın, insanın yaratılışında mevcut bir güdü olduğunu gösterir. Nitekim insanlık yaratılalıdan beri hep yaratanı aramış, kimi gerçek tanrıya tapmış, kimi de yoldan sapıp tann gücünün bulunduğuna inandıkları birtakım yaratıklara tapınıştır. İnsanın içinde, doğasında Allah'a iman gizlidir. İnsanın mayasına bu duygu katılmıştır. Normal hayatında inkâr içinde olan niceleri var ki, başı darda kaldığı, ansızın bir felaketle karşılaştığı zaman inkâr ettiği Allah'a yalvarmaya başlar. Çünkü o zaman artık yalvaracağı, dayanacağı başka bir varlık kalmamıştır. Bir kaza anını düşünün, bir deprem olduğunu düşünün, o zaman insan, "Allahım, beni kurtar, bana yardım et" der. Çünkü o anda artık kendisine yardım edebilecek hiç kimse yoktur. Orada tek yardım edebilenin Allah olduğunu anlar. Daha doğrusu o şoklar karşısında insanın asıl doğası ortaya çıkar ve inkarcı olan da Allah'a sığınır. Kuran, insanın doğasında bulunan bu inanç duygusunu şöyle anlatır:

"Denizde size bir sıkıntı (boğulma korkusu) dokunduğu zaman O'ndan başka bütün yalvardıklannız kaybolur (artık o zaman, Allah'tan başka kimseden yardım istemezsiniz. Çünkü O'ndan başka sizi kurtaracak kimse yoktur). Fakat (O) sizi kurtanp karaya çıkarınca yine yüz çevirirsiniz. Gerçekten insan nankördür" (İsrâ: 67). "Gemiye bindikleri zaman, dini yalnız Allah'a halis kılarak O'na yalvarırlar. Fakat (Allah) onları salimen karaya çıkarınca hemen (O'na) ortak koşarlar" (Ankebut: 65).

DİĞER YENİ YAZILAR