Edep ve tevazu(4) İbret alınması gereken bir öykü

Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "(Sadakalar) Allah yolunda kuşatılan, o fakirlere mahsustur ki onlar yeryüzünde gezip dolaşamaz (kimseye yüz suyu dökemez)lar

Haberin Devamı

Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "(Sadakalar) Allah yolunda kuşatılan, o fakirlere mahsustur ki onlar yeryüzünde gezip dolaşamaz (kimseye yüz suyu dökemez)lar. Bilmeyen onları zengin sanır. Sen onları simalarından tanırsın. Onlar insanlardan ısrarla istemez." Kuşeyrî, risalesinin edep babında aşağıdaki hikayeye yer verir. Cüneyd şu olayı anlatmış: "Cuma günü sâlihlerden biri gelip,

- Benimle beraber bir fakir gönder de beni sevindirsin, beraberce yemek yiyelim, dedi.

Baktım, yoksulluğu halinden belli bir fakir gördüm, onu çağırıp,

- Bu şeyhle beraber git onu sevindir, dedim. Gitti çok geçmeden götüren adam geri geldi,

- Ey Ebû'l-Kasim, o adam yalnız bir lokma yedi çıktı, dedi.

Dedim:

- Herhalde sen, onu inciten bir söz söyledin.

- Hayır, ona hiçbir şey söylemedim, dedi. Baktım ki fakir orada oturuyor. Dedim:

- Neden onun sevincini yarıda bıraktın? Dedi:

- Efendim, Kûfe'den çıkıp hiçbir şey yemeden Bağdat'a geldim. Senin huzurunda (aç olduğumu söyleyerek) fakirliğimi gösterme gibi bir terbiyesizlik yapmak istemedim. Sen beni çağırınca sevindim. Çünkü ilk defa sen bana hitabettin, söze sen başladın (beni hitabına lâyık gördün). Gittim, ona (Allah'tan) cennet umarak gittim. Fakat sofrasına oturunca bir lokma yaptı (bana verdi) ve,

- Ye, bu bana göre on bin dirhemden daha iyidir, dedi. Bu sözünü duyunca onun, himmeti düşük biri olduğunu anladım, yemeğini yememeyi zarafete daha uygun buldum.

Cüneyd adama,

- Ben sana demedim mi, sen ona karşı sui edepte (saygısızlıkta) bulunmuşsun, dedi.

Adam:

- Ey Ebû'l - Kasim tevbe, dedi. Tekrar o fakiri gönderip kendisini sevindirmesini Cüneyd'ten rica etti."

Edebin bir başka yönü de tevazudur. Bu güzel huy, üç terimle anlatılır: Tevazu', ihbât ve huşu'. Bunlar alçakgönüllülüğü, böbürlenmemeyi ifade eden yakın anlamlı sözcüklerdir. Ancak aralarında küçük farklar vardır. Tevazu, ahlâk ve davranışta alçakgönüllülüğü; ihbât ve huşû'ise ibadetlerde saygı ve ezikliği ifade eder.

Mâide Suresi'nin 54'üncü ayetinde, "Ey inananlar, sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, yakında öyle bir toplum getirecek ki (O) onları sever, onlar da O'nu severler. Mü'minlere karşı alçakgönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve katıdırlar" buyurulmuştur. Buradaki zillet, eziklik değil, rahmet, şefkat ve saygı zilletidir. Burada zillet, aşağılık anlamına değil, yumuşaklık, uysallık anlamına gelir. Bu zilletin sahibine zelîl (alçak) değil, zelûl (uysal) denilir. Mü'min, zelîl değil, zelûl'dür. Hadis-i şerifte, "Mü'min, uysal deve gibidir. Münafık ve fâsık ise zelîl(alçak)dir" buyurulmuştur.

DİĞER YENİ YAZILAR