Dolmabahçe'de Kur'an dinlerdi

Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi eski Dekanı Prof. Dr. İsmail Yakıt'ın yazdığı, "Atatürk ve Din" adlı kitabı yayınladı

Haberin Devamı

Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi eski Dekanı Prof. Dr. İsmail Yakıt'ın yazdığı, "Atatürk ve Din" adlı kitabı yayınladı. 2002 yılında basılmış olan ve küçük boy 65 sayfadan oluşan kitapta, Atatürk'ün din anlayışı, Hz. Muhammed'e Kur'ân-ı Kerim'e, gerçek din bilginlerine bakışı, azgelişmişliğin nedenleri ve din eğitimi konusundaki düşünceleri özlü biçimde yansıtılmaya çalışılmıştır. Kitapta Atatürk'ün asla dinsiz olmadığı, Ramazan aylarında Dolmabahçe Sarayı'nda hafızlan toplayıp Kur'an dinlediği, dini sohbetler yaptığı, annesinin ruhu için hafızlara hatim okuttuğu, dinin ruhunu kavramış aydın bilginlerine saygı duyduğu belirtilmektedir. Atatürk'ün çeşitli münasebetlerle belirttiği bazı görüşlerinden ve söylemlerinden örnekler verilmektedir. Milli mücadelenin kazanılmasından sonra gittiği Balıkesir'de, 7 Şubat 1923 tarihinde Zağnos Paşa Camii'nde öğle namazının kılınmasını müteakip şehitlerin ruhuna ithafen okunan mevlitten sonra minbere çıkan Atatürk, halka hitaben şunları söylüyor:

"Ey millet, Allah birdir, şanı büyüktür. Allah'ın selâmeti, atıfeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenabı Hak tarafından insanlara hakayık-ı dîniyyeyi (din gerçeklerini) tebliğe memur ve resul olmuştur. Kanun-ı esâsı, cümlenizce malûmdur ki Kur'ân-ı azîmüşşan'daki nusustur (âyetlerdir), insanlara feyiz ruhu vermiş olan dinimiz, son dindir, ekmel (en olgun) dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, hakikate tamamen tevafuk ve tetabuk etmekte (uygun düşmekte) dir... Arkadaşlar! Cenabı Peygamber, mesaîsinde iki dara yani iki haneye malik bulunuyordu. Biri kendi hanesi. Diğeri Allah'ın eviydi. Millet işlerini Allah'ın evinde yapardı. Efendiler; camiler, birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Camiler, tâat ve ibadetle beraber din ve dünya için neler yapılmak lazım geldiğini düşünmek, yani meşveret için yapılmıştır... İşte biz de burada din ve dünya için, istikbal ve istiklalimiz için, bilhassa hakimiyetimiz (egemenliğimiz) için neler düşündüğümüzü meydana koyalım. Ben yalnız kendi düşüncemi söylemek istemiyorum. Hepinizin düşündüklerini anlamak istiyorum..." (S. 11-12, Karal, 65; Borak, 29-30, Söylev: 2 / 94...)

Fransız gazeteci Maurice Perno'nun din hakkında sorduğu soruya Atatürk'ün verdiği yanıt: "Türk milleti daha dindar olmalıdır. Yani bütün sadeliğiyle dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinimize, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam öyle inanıyorum. Şuura muhalif (mantığa aykırı) terakkiye (ilerlemeye) engel hiçbir şey ihtiva etmiyor. Türkiye'ye istiklâlini veren bu Asya milleti içinde daha karışık, sun'î (yapay), batıl inanışlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu âcizler sırası gelince aydınlanacaklardır. Eğer ışığa yaklaşmazlarsa kendilerini mahv ve mahkûm etmişler demektir." (S. 15, Borak, 85-86; Karal, 66...)

DİĞER YENİ YAZILAR