Soru: Laik sisteme sahip bir devlet, aynı zamanda diyanet kurumuna ve din derslerine ihtiyaç duyar mı? Bu kurumun lağvedilmesi daha uygun olmaz mı? Siz, Avrupa'da incelemeler yapmış aydın bir kişi olarak, oradan edindiğiniz gözlemlerinize dayanarak bir kıyaslama yapacak olursanız, cumhuriyet devrimlerinin daha o zamanlarda düzenlediği ve uygun bir şekil vücuda getirdiği sistemden bugün 21'inci yüzyılda neden çekinilmektedir? Eğer dediklerime hak veriyorsanız sistemin yeni düzenine uygun şekli ne olmalıdır? Din eğitimi, genç kuşaklara nasıl verilebilir veya nasıl verilmelidir?
(Ömer Faruk Yazıcıoğlu)
Cevap: Diyanet İşleri Başkanlığı, devletin bir kurumudur. Eskiden şeyhülislâmlık vardı ve o da devletin bir kurumuydu. Cumhuriyetin ilk döneminde saltanat lağvedilince tabii ona bağlı kurumlar da ortadan kalktı, eskilerin yerini alacak devlet kurumları kuruldu. Cumhuriyet döneminde, din teşkilatını yönetmek üzere Şeriyye ve Evkaf Vekaleti kurulmuştu. Daha sonra hem manevi orduyu, hem milletin maddi ordusunu siyaset dışında tutmak, itibarını siyasi cereyanlarla zedelememek için Diyanet İşleri Başkanlığı ile Genelkurmay Başkanlığı, bakanlık olmaktan çıkarılıp doğrudan başbakanlığa bağlı birer başkanlık haline getirildi.
Hareket alanı belirlenmiştir
Bildiğiniz gibi 1924 Anayasası'na dayalı Türkiye Cumhuriyeti laik değildi. Anayasa'da devletin dininin "İslâm dini olduğu" yazılıydı. Laiklik ancak 1937-38'de kabul edilmiştir. Laiklik kabul edilmiş ama Diyanet İşleri Başkanlığı'nın devletteki yeri korunmuştur. "Laik sistemde Diyanet İşleri Başkanlığı olur mu?" diyorsunuz. Bence olur ve olmalıdır. Madem ki din milletin ihtiyacıdır, öyle ise dini örgütlenmeye de gerek vardır. Devlet, millet için vardır. Millet böyle bir ihtiyacı hissediyorsa devletin o ihtiyacı karşılaması gerekir.
Diyanet İşleri Başkanlığı, milli bir ihtiyaca cevap vermek üzere kurulmuştur. Ve kanunla hareket alanı belirlenmiştir. Buna göre Diyanet İşleri Başkanlığı'nın görevi, din görevlilerini atamak, maaşlarını vermek, yönetmek ve milleti iman, ibadet ve ahlak konularında aydınlatmaktır. Başkanlık bu çerçevenin dışına çıkamaz ve siyasete karışamaz. Teşkilatın bir süre başkanlığını yapmış biri olarak söyleyebilirim ki, Atatürk dönemi de dahil şimdiye dek hiçbir iktidardan Diyanet İşleri Başkanlığı'na dinin özüne ilişkin herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır.
Bugünkü statü aynen kalmalıdır
Diyanet İşleri Başkanlığı, kurulan Diyanet Vakfı sayesinde son derece güçlenmiştir ve kendisine verilen görevi yapmaya çalışmaktadır. Şayet sizin işaret etmek istediğiniz üzere bu kurum kaldırılırsa meydana gelecek olan boşluk nasıl doldurulacaktır? Diyeceksiniz ki bırakalım, Avrupa'da olduğu gibi Diyanet Örgütü devlete bağlı olmasın, tamamen özerk bir kurum olsun. İyi ama şimdi devlet kendi şemsiyesi altındaki kurumu kontrol edebilmektedir.
Tamamen bağımsız ve Avrupa'daki gibi dokunulmaz bir kurum olursa önce başkanlığın yine siyasete alet edilme ihtimali yanında tarikatların, aşırı uçların eline geçme ihtimali de vardır. O zaman korkarım ki bir değil, birkaç Diyanet İşleri Başkanlığı olur ki, Allah korusun, bu da milletin bölünmesine yol açar. Diyanet İşleri Başkanlığı kesinlikle küçümsenecek bir kurum değildir. Milletin bu kuruma büyük teveccühü vardır. Bu kurumun, dini çıkarlarına alet edecek aşırıların eline geçmesinden felaket doğar. Onun için başkanlığın bugünkü statüsünün korunmasında büyük yarar vardır.
YARIN: Devlet, eğitim kurumlarını korumalıdır.
Din eğitimi genç kuşaklara nasıl verilmeli?
Diyanet İşleri Başkanlığı, devletin bir kurumudur. Eskiden şeyhülislâmlık vardı ve o da devletin bir kurumuydu
Haberin Devamı

