Bu mu mucize bu mu şifre?(4)

Yazar diyor ki: "Kur'ân-ı Kerîm'in birçok yerinde İsrailoğulları kelimesi geçmektedir." Fakat bugün bir devlet olarak varlığını sürdüren "İsrail" kelimesi, sadece iki surenin birer ayetlerinde geçmektedir

Haberin Devamı

Yazar diyor ki: "Kur'ân-ı Kerîm'in birçok yerinde İsrailoğulları kelimesi geçmektedir." Fakat bugün bir devlet olarak varlığını sürdüren "İsrail" kelimesi, sadece iki surenin birer ayetlerinde geçmektedir. Bunların birincisi Âl-i İmran 93'üncü ayettir:

"Tevrat indirilmeden önce, israil'in kendisine haram kıldığı şeyler dışında, İsrailoğullarına bütün yiyecekler helaldi. De ki: Doğru iseniz, Tevrat'ı getirip okuyun."

Diğeri de yazarın, şifre uygulayacağı Meryem Suresi 58'inci ayettir: "İşte bunlar, Allah'ın nimet verdiği peygamberlerden, Adem, neslinden, Nuh ile beraber gemide taşıdıklarımızın neslinden, İbrahim ve İsrail'in neslinden, yol gösterdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdendir. Onlara Rahman'ın ayetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı."

Yazar bu ayete şifresini şöyle uyguluyor: Sure'nin numarası: 19, iniş sıra numarası: 44, ayet sayısı 98. Bunların son rakamlarını alıp 948 yazıyor. Başına da 1 ekliyor. Oluyor 1948. Böylece İsrail Devleti'nin kuruluş tarihi ortaya çıkıyor. Neden sayıların onlar basamağındaki rakamları attın, neden başına 1 getirdin? Buna şifre mi, mucize mi diyorsun!

Yazar, Tur Suresi'ni 2006 yılında dünyaya bir gök taşının çarpacağına işaret görmekle güya orijinal bir kehanette bulunuyor.

Daha önce yayınlandı
Ne kehaneti yahu, Eylül 2002 sonlarında bilim adamlarının dünyaya doğru bir gök taşının gelmekte olduğunu, bu taşın, şayet dünyaya çarparsa bir ülkeyi yok edebileceğini söyledikleri, gazete ve televizyonlardan yayınlandı. Hemen yazarımız onu alıp güya kendisi Tür Suresi'nden hareketle kehanette bulunuyor. Tür Suresi'nin söz konusu ayeti, inançsız müşriklerin önyargılarına cevap niteliğinde bir varsayımı yansıtmaktadır. İnançsızlar, Hz. Peygamber'den, kendisine inanmaları için bazı mucizeler istiyorlardı. Mesela Mekke dağlarını yerinden kaldırıp ülkeyi dümdüz, tarıma elverişli ova yapmasını, gökten hazineler indirmesini, melekleri getirip açıkça kendileriyle konuşturmasını talep ediyor, eğer gerçekten peygamber ise başlarına gökten taş yağdırmasını istiyorlardı. Bu sözleri alay tarzında söylüyorlardı. Onlardan biri şöyle demişti: "Allahım, eğer bu, senin yanından gelmiş gerçekse başımıza gökten taş yağdır yahut bize acı bir azab getir!" (Enfal: 32). İsrâ Suresi'nde onların bu alaylı istekleri şöyle anlatılmaktadır: "Dediler ki: Yerden bize bir göze fışkırtmadıkça sana inanmayız! Senin hurmalardan ve üzümlerden oluşan bir bahçen olmalı, aralarından ırmaklar fışkırtmalısın!

Yahut zannettiğin gibi üzerimize gökten parçalar düşürmelisin yahut Allah'ı ve melekleri karşımıza getirmelisin (onlar senin doğru söylediğine şahitlik etmelidirler)! Yahut altından bir evin olmalı ya da göğe çıkmalısın. Ama sen üzerimize, okuyacağımız bir Kitap indirmedikçe senin sadece göğe çıkmana da inanmayız.' De ki: Rabbimin sânı yücedir. (Böyle şeyleri yapmak benim işim değildir). Ben, sadece elçi ol(arak gönderil)en bir insan değil miyim?" (İsra: 90/93).

DİĞER YENİ YAZILAR