Bir okurdan gelen mektup

Sayın Süleyman Ateş, çocukluğum Kars'ın Kağızman ilçesindeki Kağızman Yatılı Bölge Okulu'nda geçti. Babam burada hem öğretmen hem de müdür yardımcısıydı

Haberin Devamı

"Sayın Süleyman Ateş, çocukluğum Kars'ın Kağızman ilçesindeki Kağızman Yatılı Bölge Okulu'nda geçti. Babam burada hem öğretmen hem de müdür yardımcısıydı. Bizler öğretmen çocukları olarak okul içindeki lojmanlarda oturur, gündüz köylerden zorla toplanan çocuklarla birlikte okurduk. Beni şimdi bile utandıran sınıf ayrımını ilk kez 1970'li yıllarda gözlemledim. Okulların açılmasına az bir zaman kala okul müdürü ve diğer yetkililer, okulun tek arabası olan ve Nazım amcanın kullandığı cipe doluşur, köy köy dolaşıp henüz Türkçe bilmeyen Kürt çocuklarını biraz tatlı dil biraz da zorla okula kayıt ettirirlerdi. O büyük gün geldiğinde bütün öğrenciler birer ikişer okula ellerinde bavulları ve öğretmenlerine tavuk, yumurta, süt, peynir gibi hediyelerden oluşan paketleriyle gelir, askeri düzenle sıraya girerlerdi. İlk iş olarak bit -pire kontrolünden geçirilip ilaçlandıktan sonra, erkek öğrencilerin saçları, Topal Fevzi amca (lakabı buydu) tarafından 3 numaraya vurulur, her gün her saat askeri bir düzende yaşamlarını sürdürmeleri istenir ve ona göre davranılırdı.
Babam gibi birkaç iyi niyetli öğretmen hariç, diğer öğretmenler bu yatılı öğrencilere karşı disiplin adı altında çok sert ve tavizsiz davranırlardı. Elerinden sopa, öğrencilerin sırtlarından dayak hiç eksik olmazdı.

Bizler gündüzcü ve öğretmen çocukları, onlar ise yatılı, köylü Kürt çocuklarıydı. Aynı dersliklerde ön sıralara öğretmen çocukları, arka sıralara yatılı çocuklar oturtulurdu. Bu durum çok zoruma giderdi. Onlar yerine aşağılandığımı hisseder, evimizin penceresinden üç sıra halinde yemekhaneye oradan da aynı düzenle yatakhaneye gitmelerini seyreder, saat 21.00'de yatakhane ışıkları zoraki söndürüldüğünde derin bir yalnızlık hissine kapılırdım.
Karınlarının tam olarak doyduğunu hiç görmedim. Kantin gibi lüks (!) ayrıcalıklarının olmadığı gerçeği varken öğün aralarında acıktıklarında, yemekhaneden aşırdıkları birkaç dilim ekmeği kuytu köşelerde yediklerine binlerce defa şahit oldum. İçlerinde Halit adında bir can dostum vardı. Onu gizlice bizim eve getirir, annemin yaptığı enfes gül reçelini tıka basa yedirirdim. Sonra bol yağlı ve reçelli bir dilim ekmeği poşete sarar cebine koyardım. Yine onun yerine onurum kırılır, onun yerine içten içe ağlardım. Halit'in, bir şubat tatilinde, kardan yolu kapanan köyüne yaya giderken iki arkadaşıyla birlikte tipiden boğularak öldüğünü öğrendiğimde içimde oluşan derin yara, bugün Bingöl depremiyle birlikte yeniden ortaya çıktı. Devletin tüm sorumluluğu üstlenerek, Türkçe öğretmek, Atatürk ilke ve inkılâplarına uygun bir tarzda yetiştirmek üzere topladığı yağız Kürt çocuklarını iğrenç, hırsız ve katil müteahhitlerin yaptıkları, neredeyse kartona benzer yatakhanelere tıkıştırdığını görünce evet bütün bunları görünce... Hiç! Sadece yüreğim sızlıyor." Burhan Ökmen

DİĞER YENİ YAZILAR