“BEN, eşim Hatice ve oğlum Barış ile 2003 yılında Almanya’dan Antalya’ya temelli döndüm. Çünkü eşim memleket hasretiyle ağlıyordu. Oraları hiç sevemedi. Bazı evlatlar ve aileler heder oldu. Almanya’da 30 yıl yaşamış olmama rağmen bizi biz yapan kültürel ve dini değerlerimize çok düşkün olduğum için geri dönüş benim için sorun olmadı. Tabii ki Türkiye’de de her şey dört dörtlük değil ama biz bu kararımızdan şimdiye kadar pişman olmadık. Yollar belki Almanya gibi değil ama 30 yıl hasretini çektiğimiz ezan sesleri gönlümüzü ferahlatıp bizi huzura götürüyor. Bir kere daha yaşayıp canlı şahit oldum ki, insan içtenlikle Allah’a bağlanırsa, çözülmeyecekmiş gibi zor görünen işler Rahman’nın eliyle öylesine güzel, öylesine hoş çözülüyor ki...
Antalya’da hiç tanımadığımız komşular, TIR dolusu eşyalarımızı tek tek sayarak teslim alıp evimize taşırken perişan olmuşlar. Allah onlardan razı olsun. Şimdi Antalya’nın kırsal kesiminde Yeniköy adlı bir köyde oturuyoruz. Ömrü hep toprakla haşır neşir olmuş köylü insanını çok seviyorum. Üstünde başında kravatlı elbiseler yok ama o toprak kokan elbiselerin ardındaki kalplerde duruluk, berraklık ve dürüstlük var. Yüzleri güneşten bronz gibi yanmış ama insana emanet edilen mukaddes hayatı perişan eden riya ve bencillik yok o toprak insanında...
İBRET VERİCİ BİR CÜMLE
Geçenlerde, pazar parası bulamayan, kendine yiyecek almakta zorlanan komşumuz, yemek pişirdiğinde bizlere de bir kap getirmiş. Eve geldiğimde bunu duyunca gözlerim doldu. Çektiği çileler gözyaşına dönüşse de verirken teşekkür beklemez. Sever, tüm yaratılmışları Yaratan’dan ötürü. O, yeryüzünü kullarına sofra eyleyen Rahman’a sırtını yaslayıp güvenir. Bu tür bir güven duygusundan daha büyük zenginlik olur mu?
Mal da O’nun, mülk de O’nun, bu beden de O’nun! Ömrü boyunca ilahi aşkla bağrı yanmış olan Mevlana, O’nu hep gözyaşıyla yapraklarda, uçan kuşlarda, dönen yıldızlarda ve şişelerin içindeki gül suyunda aramış, “tüm yaratıklar hareket halindeyken ben nasıl yerimde dururum” deyip dönmüş de dönmüş o aşk ile... O kalpten dökülen ibret verici cümleye bakın: “Ne insanlar gördüm sırtında elbisesi yok, ne elbiseler gördüm içinde insan yok.” Saygıdeğer hocam, gönlümden kopanları sizinle paylaşmak istedim. Kalın sağlıcakla...” Cafer Gürbüz
Bir dosttan gelen mektup
Türkiye’de de her şey dört dörtlük değil ama biz bu kararımızdan şimdiye kadar pişman olmadık. Yollar belki Almanya gibi değil ama 30 yıl hasretini çektiğimiz ezan sesleri gönlümüzü ferahlatıp bizi huzura götürüyor.
Haberin Devamı

