Osmanlı döneminde yazılmış Mızraklı İlmihal diye bir kitap vardır. Çocukluğumuzda bunu okurduk. Bu kitapta ne gibi hurafelerin aşılandığına bir göz atalım: "...Ve dahi namazın vaktini geçirip kılmamanın on beş zararı vardır. Beşi dünyada, üçü vefat iderken, üçü kabirde, dördü meydân-ı ara-sâtta (Yüce Divan alanında). Dünyada olan beş zararın evveli yüzünde nur olmaz, ikinci ömründe berekât olmaz, üçüncü duası kabul olmaz, dördüncü bir mümin karındaşı dua emanet eylemiş olsa, o da kabul olmaz, beşinci sair ittiği ibadetlerin sevabı eline girmez. Sekarât-ı mevtte (can çekiştirme halinde) olan üç zararın evveli aç, ikinci susuz, üçüncü hor olur. Ne kadar taam (yemek) yese doymaz, ne kadar su içse kanmaz. Kabirde olan üç zararın evveli kabri sıkar, kemikleri biribirine geçer. İkinci kabri ateş dolar. Üçüncü anın üzerine bir ejderha musallat olur. Anın adına akra derler. Bir günlük uzunluğu ola (kabirde bu adama akra adlı; 50 kilometre uzunluğunda, elinde ateşten bir kamçı bulunan bir yılan saldırır). Anınla bir kere urur (vurur), (adam) yerin dibine geçer, yine çıkar, bir dahi urur. Böylece kıyamete kadar ol kimseye azap itse gerektir. Meydan-ı arasâtta olan dört zararın evveli hesabı şedîd (çetin) olur, ikinci Allah-ü azimü'ş-şânın gazabına müstehik olur, üçüncü cehenneme dahil olur, dördüncü alnına üç satir yazı yazılır.
"Bir kul azad eyledi"
Evvelki satır: Bu kimse, Allah'ın gazabına müstehiktir. İkinci satır: Bu, Allah-ü Teâlâ'nın hakkını zayi edicidir. Üçüncü satır: Nitekim sen Allah-ü azimü'ş-şânın hakkını zayi ettinse bugünkü günde Allah'ın rahmetinden ba'îdsin (uzaksın). Bir adam bir vakit namazı bile bile terk eylese, sonra kaza itse ahirette bir hafta miktarı, yani seksen yıl yansa gerektir. Ahiretin bir günü, bu dünyanın bir yılı kadardır. Ahiretin yıllan ana göre hesap olunur..." "... Ve dahi bir adem iftitah tekbirini imamla beraber alsa, güz günlerinde ağaçların yaprağı rüzgâr estikçe ne şekil dökülürse ol ademin günahları da öyle dökülse gerektir. Bir gün Resûlullah (s.a.v.) namaz kılarken bir kimse sabah namazında iftitah tekbirine yetişmedi, vardı bir kul azad eyledi. Gelüb Resûlullah (s.a.v.)'a yitti: Ya Resûlullah, ben bugün iftitah tekbirine yetişemedim, bir kul azad ettim. Acaba iftitah tekbirinin sevabına nail olabildim mi? Resûlullah Hazretleri, Hz. Ebu Bekr'e buyurdu: Sen ne dersin bu iftitah tekbirinin hakkında? Ebu Bekr-i Sıddîk (r.a.) buyurdu ki: Ya Resûlullah, kırk deveye malik olsam, kırkının da yükü cevahir olsa, cümlesini fukaraya tasadduk etsem, yine imamla beraber alınan iftitah tekbirinin sevabına nail olamam."
Yarın: Acımasız bir zihniyet!
Bazı Mutasavvıflarda görülen hurafeler-11 Uydurma rivayetler
Osmanlı döneminde yazılmış Mızraklı İlmihal diye bir kitap vardır. Çocukluğumuzda bunu okurduk. Bu kitapta ne gibi hurafelerin aşılandığına bir göz atalım
Haberin Devamı

