Soru: 1- İstemediğim halde beni Allah-u Taâla'ya karşı utandıracak düşünceler aklıma geliyor. İçimi dar eden bu düşüncelerden sorumlu muyum?
2. Kur'ân'da gece gündüz Allah'ı uzun uzun zikredin diyor. Fakat bir arkadaşım bunu bir mürşide bağlanarak yapmam gerektiğini söyledi. Nasıl hareket etmeliyim?
Cevap: 1- İnsan istemediği halde aklına gelen geçici olumsuz düşüncelerden ötürü sorumlu değildir. Ancak aklına gelen kötü düşünceyi kararlı hale getiren, fırsat bulduğu takdirde bunu eyleme geçirmek isteyenler sorumludur. Gelip geçici düşüncelerden ötürü hemen tevbe etmeli ve onları kararlı hale getirmemeye çalışmalıdır. Kararsız düşünceler insanı sorumlu kılmaz.
2- Zikir, Allah'ı anmak, O'nu unutmamak, gönülde tutmak demektir. Kur'ân, her zaman Allah'ı anımsamayı emreder. Çünkü Allah'ı anımsayan, O'nun buyruklarına ters işler yapmaz, kötü yollara sapmaz. Allah'ı anmak, ille de "Allah, Allah, Allah..." diye O'nun ismini yüz kere, bin kere söylemek demek değildir. O'nu unutmamak, gönülde tutmaktır. Yoksa dil ile "Allah" derken gönülde başka düşünceler varsa ona zikir denmez. Allah'ı zikretmek için şeyhlere, mürşitlere gitmeye gerek yoktur. Hz. Peygamber'in sahâbileri, Peygamber'in izinde gidiyorlar, Kur'ân'ın emirlerini uyguluyorlar, çok ibadet ve zikrediyorlardı. Allah'ı anmaktan, O'na kulluktan kimseye zarar gelmez. Allah'ı anmak için birilerinden izin almaya gerek yoktur. Allah ile kul arasında aracı yoktur. O senin arkadaşının, birilerine mürit toplama çabasında olduğu anlaşılıyor. Kur'ân'a göre yaşarsanız size yeter.
Sorgulama ruha yapılır
Soru: Normal olarak gömülen biri, melekler tarafından sorguya çekilir ve günahlarına göre kabir azabı görürken sevapları baskınsa kabri cennetten bir köşe olur. Ama cesedi yakılarak okyanuslara, dağlara, tepelere atılan kişi aynı olayları yaşar mı? Bunun bir günahı var mı? (Aslı)
Cevap: Sorgulama, hesap ve ceza ruhadır, bedene değil. Ölen kişinin bedeni ister toprağa gömülsün, ister denize atılsın, ister yakılsın veya hayvanlar tarafından yensin. Önemli değil. Çünkü ölümle, cesedin fonksiyonu bitmiştir. Ruh kafesinden çıkıp öbür âleme geçmiştir. Oradaki sorgulama, dünyadaki sorgulamaya benzer. Oradaki sorgulama bir şeyi ortaya çıkarmak için değil, yani bir tahkikat değil, suçlunun azarlanması, suçlarının yüzüne çarpılması içindir ki bu bir azaptır. Beden çürür, ruh ebedidir. Bu konuyu kaç kez yazdım. Yazılarımı sürekli izlerseniz, çok şey öğrenirsiniz ve ben de sık sık aynı biçimdeki sorularla karşılaşmam.
İki anlam da doğrudur
Soru: Felak Suresi 4'üncü ayetin, sizin mealinizdeki "büyücü kadın" ifadesini, diğer bazı mealleri incelememe rağmen onlarda bulamadım (Diyanet Meali, Yaşar Nuri Öztürk Meali, Hamdi Yazır Meali). Bu ayetin açıklamasını yapabilir misiniz? (Avni Erbey)
Cevap: Felak Suresi 4'üncü ayette geçen neffâsât, neffâsenin çoğuludur. Müennes (dişil) olan bu kelime, büyücü kadınlar veya daha genel tabiriyle büyücü nefisler anlamına gelir. Dişil kipi nazara alan müfeşsirler, neffâsât kelimesine büyücü kadınlar anlamını vermişlerdir. Ben de mealimde bu anlamı tercih ettim. Fakat müfessirlerin çoğu, neffâsât'a büyü yapan nefisler anlamını uygun görmüşlerdir. Dil bakımından ikisi de doğrudur. Ancak benim kanaatime göre düğümlere üfleyip tüfleyenler daha çok büyücü kadınlardır. Çünkü büyü işleriyle daha çok kadınlar uğraşırlardı. Bununla beraber büyücü nefisler manası da gramer bakımından doğrudur.
Allah'ı anmak O'nu gönülde tutmaktır
Zikir, Allah'ı anmak, O'nu unutmamak, gönülde tutmak demektir. Kur'ân, her zaman Allah'ı anımsamayı emreder. Çünkü Allah'ı anımsayan, O'nun buyruklarına ters işler yapmaz, kötü yollara sapmaz. Allah'ı anmak, ille de "Allah, Allah, Allah..." diye O'nun ismini yüz kere, bin kere söylemek demek değildir
Haberin Devamı

