İzmir’e neden turist gelmediğine dair kafa patlatanların mesaisine katkıda bulunmak üzere işbu risaleyi kaleme aldım.. Karayollarımız sayesinde İzmir’e otomobille giren bir daha çıkamaz.. Mahsur kalır, telef olur.. Çok turist gelirse Kızılay çadır yetiştiremez..
Köylü dünyayı köyü kadar, kasabalı, dünyayı kasabası kadar algılar..
Sosyolojinin şaşmaz sonuçlarından biri budur..
Bir kız arkadaşımız turist gayreti ile Anadolu’yu gezmekte.. Bir köyün yakınındaki antik çağdan kalma taşa, duvara bakarken sırtında çalı yüklü bir köylü kadına denk geliyor..
Şehir çocuğu olduğundan illa ki “halkımızla” iletişim kuracak.. Kadına verdiği selamla muhabbet başlıyor..
İki satır üst üste yeni koymuşlar ki köylü kadın bizim turist arkadaşa “Kızım sen nerede oturuyon?” diye soruyor..
Bizimki “İstanbul’da..” cevabını verince kadının yüzü acıyla buruşuyor..
“Vaaah yavrııım! Dimek sen de benim gibi gurbettesin.. Ben de buraya taaa nirelerden gelin geldim..”
Diyaloğun gerisi ilk satırdaki iddiamıza denk düşer.. Bizimki nerelerden geldiğini merak edip sorunca kadın arkasındaki bir tepeyi gösteriyor:
“Aha deee oralaadan.. Benim köyüm de oralada..”
Dünyayı algılaması bu işte.. Bırak öyle algılasın.. Ama köyden şehre geldiğinde o köydeki kafayı da beraberinde getirdi mi iş karışır..
Lafı getireceğim yer Türkiye’nin en büyük köyü İzmir’e dair..
Şehrin ne kadar aklı ereni varsa bir araya toplaştıklarında “Bizim şehre neden turist gelmiyor?” sorusuyla kaçınılmaz muhabbete başlarlar..
Antalya’ya, Kuşadası’na, Bodrum’a hatta Datça’ya bile İzmir’den daha fazla turist gelmesine akıl erdiremezler..
Aklı ereni var ermeyeni var.. Yetkilisi var, yetkisizi var.. Hepsini cem et, yine de turistsiz kalan İzmir’in sahildeki yalnızlığına çare bulamazlar..
BİR LAF ETME..
Bizim yazlık buralarda olduğundan bir ayağım İzmir’de.. Ben yabancı turistin niye İzmir’e gelmediğini anlıyorum..
Turizm şirketlerinin tur düzenlerken niye İzmir’i by-pass ettiklerini anlıyorum.. Ama şehrin yerlisi anlamıyor..
İzmir’e laf dokundurdun diyelim maazallah!
İnternet üzerinden “e-mail bombardımanına..” tutuluyorsun..
Bombalamaya beni de bombalasınlar da önce bir soruma cevap versinler..
“İzmir’den şehir dışına çıkan yollarda neden doğru dürüst yol tabelası yok?”
Turist İzmir’e geldi diyelim.. Bir araba kiraladı.. Çevreyi dolanıyor.. Tuttu Foça’da bir sahil oteline gitti.. Derken kız arkadaşı da ülkesinden aradı..
“Ben de geliyorum, havaalanından karşıla” dedi.. Ben de diyorum ki “Nah karşılar..”
Foça’dan çıkar İzmir’i Aliağa’ya bağlayan otobana girersin.. Ondan gerisi tahminine kalmış.. Menemen’e kaç kilometre var, Çiğli’ye kaç kilometre; kimse bilemez..
Eh! Otobanın havaalanına bağlı olduğunu hatırladığından devam edersin.. Foça’dan çıkışından itibaren yetmiş küsur kilometre saydırdın mı bir yol ayırımına gelirsin..
İlk “Havaalanı tabelasını..” orada görürsün..
İhmali telafi etmek için iki tane birden koymuşlar.. Otobandan ayrılan yolda da “Havaalanı tabelası..” var.. Aydın ilini gösteren tabelanın üzerinde de..
Buyur buradan yak!
İzmirliler yolları biliyor tabii.. İşlerine, yazlıklarına gide gele bellemişler.. Turistin de doğal olarak bilmesi gerektiğine inanıyorlar..
Turistin yaklaşımını öyle algılıyorlar..
Bir de İzmir’den çıkıp Aliağa yönüne gidiş var ki hepsinden eğlenceli..
Otobana giriyorsun.. Tabela mabela hak getire.. Şehre dair en son yeşil tabelalı işaret “Karşıyaka” ile bitiyor.. Ondan gerisi senin ferasetine kalmış..
BURUN DİKİNE
Ben ki o yolu kırk senedir kullanıyorum, yeni düzenleme benim de ferasetimi şaşırttı..
Otoban gidiyor.. Doğal güzergâhında Çiğli ve Menemen var.. Sonrası Foça sapakları ile Aliağa..
Otobanı takip ediyorsun..
Kendini “Doğal hayatı koruma parkı”nın önünde buluyorsun.. Çünkü “Otobanı takip et..” mantığı İzmir’de işlemiyor..
Otoban ortadan bölünüyor.. Sağa saparsan dediğim güzergâhı bulursun..
Şansına artık, sol şeritteysen hayvanat bahçesinin kadrolu mahlûkatı tarafından karşılanırsın..
Ne önceden bir uyarı tabelası ne de başka bir yol tarifi arama..
Soldan gide gide kendilerini hayvanat bahçesinin önünde bulanlar orada bir büfeciden başka birini bulamazlar..
Doğal olarak yolu ona soruyorlar.. Adam da her seferinde şaşarak aynı tepkiyi veriyor..
“Yaaa arkadaş ne diye geldiniz bura? Çiğli taaa nirdee..”
Büfecinin vereceği yol tarifi ile başladığınız yere dönün, eğer işin başında sağdaki iki şeritten birine girmediyseniz geleceğiniz yer yine aynı hayvanat bahçesidir..
Ben altıncı seferimde akıl ettim de yol kenarında park etmiş bir aracın sürücüsüne “Çiğli yolu bu mu?” diye sordum..
Adam da “Evet ama beni takip et..” cevabını verdi.. Bir mânâ vermediğimden bildiğim gibi yol yapıyordum.. Adam yetişti..
Aracın camından “Yolu bilmeyen kaybolur, beni izle kardeşim..” diye fırçaladı..
O iyi niyetli İzmirli’nin peşinden gittiğimde Çiğli yol ayırımını işaret eden tabelayı gördüm.. Beyaz renkte, açılmış bir bilgisayar çantası büyüklüğünde..
El insaf be kardeşim..
Bornova üzerinden bir de Manisa çıkışı var.. O daha eğlenceli.. Otobanı takip ediyorsun.. Üzerinde bir tek “Manisa” yazan tabela yok..
Arkadaşlarından öyle öğrenmişsin..
Sonra bir sapakta tabela görüp “İşte Manisa..” diyor, oradan ilerleyip dört yol ağzına geliyorsun.. Ondan sonrası Allah’a emanet..
Geldiğin yolu sayma.. Üç seçeneğin var.. Yani şansın yüzde otuz üç nokta üç..
Doğru tahmin edip da sağa saparsan “Hah işte!” deme şansın var.. Çünkü “Manisa” tabelası doğru tahmin edenler için sağa sapıldıktan elli metre sonrasına konmuş..
Örnekleri yüzlerle çoğaltabilirim.. Sonuç değişmez..
Turist bunun için İzmir’e gelmiyor çünkü bir gelirse şehirden kendi başına çıkma şansı yok..

