Dün TBMM'de iktidar ve ana muhalefet partilerinin grup toplantılarını izleyen bir yabancı, daha yeni, dört ayrı terör saldırısıyla şoka uğramış bir ülkenin Meclis'inde olduğunu herhalde düşünmezdi. Gerek AKP lideri, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, gerekse CHP lideri Deniz Baykal konuşmalarında ağırlıkla İstanbul'daki saldırılara değindiler. Ama her ikisi de dönüp dolaşıp o malum tartışmaya, "İslam-terör" ilişkisi konusuna yoğunlaştı.
İki liderin tartışması Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethetmesine ramak kala "meleklerin cinsiyeti"ni tartışan Bizanslı rahipleri akla getiriyor. Çünkü bu polemikler, daha saldırıların şokunu atlatamamış ve daha önemlisi bundan sonra başlarına neler geleceğini kestirememenin tedirginliğini yaşayan toplumun yaralarına merhem olamıyor.
Yine El Kaide demedi
İşin tuhaf tarafı her iki lider de dile getirdikleri temel hassasiyetlerde haklılar. Başbakan Erdoğan İslam dinini ve milyonlarca Müslümanı kör terörle özdeşleştirmekten kaçınmakta haksız değil. Ama bunu yaparken kendisinden şüphe duyan kesimleri tam olarak ikna edebildiğini söylemek de imkansız. Daha önce Başbakan'ın "Yüzde yüz El Kaide diyemem" sözleri kafa karştırmıştı. Geç de olsa önceki gün hükümet sözcüsü Abdüllatif Şener resmen El Kaide'yi telaffuz etti. Ama dün yine Başbakan'ın ağzından El Kaide sözcüğünü duymadık.
Bununla birlikte Erdoğan'ın dünkü konuşmasında terörle mücadele adına demokrasi, temel hak ve özgürlüklerden taviz verilmeyeceğini söylemesi önemliydi. Teröristleri dinin sağladığı "masumiyet alanının dışına atmak" ve kendi amaçlan için kullandıkları "mukaddes değerleri ellerinden almak" sözleri yüreklere su serpti. Ama yine de eksik kaldı. Örneğin "Başbakan neden, 'El Kaide teröristleri ve onların Türkiye'deki uzantılarının İslam dininin mukaddes değerlerini istismarlarına izin vermeyeceğiz' gibi net bir cümle kurmuyor" sorusu hâlâ yanıtsız.
Baykal'ın Hizbullah ısrarı
Bu noktada Baykal'ın olayın adının konulması talebi yerinde gözüküyor. Ama CHP liderinin üslubu, kendisi istemese de, tartışmayı iç politik alana çekme çabası olarak yorumlanabiliyor. Örneğin Baykal bir aşamadan itibaren olayın Türkiye ayağında Hizbullah olduğunu, bunların da "Topluma Kazandırma Yasası" ndan faydalandıklarını ileri sürüyor ve AKP hükümetini Hizbullah'ı küçümsemekle eleştiriyor.
Baykal'ın bu bilgileri nereden aldığını bilmiyorum. Ama yıllardır Hizbullah ve El Kaide'yi inceleyen ve her ikisine de bazı çevrelerin abartılı bulduğu bir önem atfeden bir gazeteci olarak Baykal'ın bu iddialarının yanlış olduğunu düşünüyorum. Üstelik CHP lideri bu vurgusuyla Hizbullah ve El Kaide olgularını, farkında olmadan basite indirgemiş ve küçümsemiş oluyor.
Milletvekilleri de şokta
Dün TBMM'de bazı AKP'lilerle sohbet etme imkanı buldum. Kuşkusuz bazıları "her şey kontrol altında" havasında. Kimileri de hâlâ El Kaide'nin varlığını ya da gerçekte kimlere hizmet ettiğini sorgulama derdinde, ama çoğunun tıpkı Türkiye toplumu gibi şokta olduğunu, olup bitenleri anlamlandırmakta zorlandığını gördüm.
Erdoğan ve Baykal'ın bir araya gelip, meleklerin cinsiyeti tartışmalarını kapalı kapılar ardında yapıp, ardından global teröre karşı ortak bir mücadele stratejisiyle çıkmaları durumunda toplum hem önceki eylemlerin travmasını atlatabilir, hem de bundan sonra olabilecek yeni saldırıları daha kolaylıkla göğüsleyebilir.
Yine meleklerin cinsiyetini tartıştılar
Dün TBMM'de iktidar ve ana muhalefet partilerinin grup toplantılarını izleyen bir yabancı, daha yeni, dört ayrı terör saldırısıyla şoka uğramış bir ülkenin Meclis'inde olduğunu herhalde düşünmezdi
Haberin Devamı

