Yeniden liberal-İslamcı ittifakı

Benzer bir oluşum 28 Şubat sürecinde de vardı. Adına “liberal-İslamcı ittifakı” deniyordu

Haberin Devamı

Benzer bir oluşum 28 Şubat sürecinde de vardı. Adına “liberal-İslamcı ittifakı” deniyordu. Demokrasi adına omuz omuza yürüyor, birbirlerinin gazetelerinde yazıyorlardı. Ama 11 Eylül patlak verip içlerinden bir grup “global 28 Şubat” a destek verince büyük kavga çıktı. Şimdi savaş baltalarını gömmüş, Lübnan misyonunda yeniden bir araya gelmiş gözüküyorlar. ABD’yi Felluce’de soykırım yapmakla suçlayanlarla tescilli Amerikancılar yan yana, Lübnan’a Türk askeri yollamak için çırpınıyorlar. Buna karşı çıkanlara da bir dizi suçlama yöneltiyorlar:

1) Türk askeri yalnız değil, BM çatısı altında gidiyor.

2) Çatışma, hele Hizbullah ile, asla olmaz.

3) İsrail’i korumaya da gitmiyoruz.

4) Yerel düşünüyorsunuz. Türkiye’nin ulusal çıkarları Ortadoğu’dan geçer. Bölgenin yeniden şekillenmesinde Türkiye de yer allmalı. Türkiye süper ligde oynamalı.

5) Ortadoğu’yu İran’a bırakamayız.

6) Bu konuyu iç politika malzemesi yapmayın.

ABD’nin PAF takımı
Aslında bu argümanlara denecek fazla bir şey olmayabilir, ama kimlerin kullandığına bakınca işin içinde samimiyet olmadığından kuşkulanıyorsunuz. Teker teker sorgulamaya başlayınca da asker gönderme fikrinden iyice uzaklaşıyorsunuz. Sırayla gidelim:

1) BM kararı olduğu doğru ama Türkiye daha karar çıkmadan çok önce ABD’de bu gücün ana unsuru olarak telaffuz edilmişti. Bu noktada Sezer’in “Maşallah”lı itirazı yerindedir.

2) Çatışma olmayacağının garantisini kimse veremez. Ne İsrail’in, ne Hizbullah’ın, ne de onları destekleyenlerin ipiyle kuyuya inilmez.

3) Türk ordusu İsrail için gitmiyor olabilir ama kamuoyunda bu yönde derin şüpheler olduğu da kesin.

Bunun giderilmesi için İsrail’in pozitif adımlar atması lazım, atmıyor.

4) Aslında büyük düşünen onlar değil biziz. Onlar ABD’nin kafasındaki “Yeni Ortadoğu” ya mahkum olduğumuzu sanıyor, bizse demokratik, özgür bir Ortadoğu’yu özlüyoruz. Hatırlayın, Hükümet Hamas’ı Ankara’ya çağırdığında, İsrail ve Filistin arasında arabuluculuğa soyunduğunda “Ne işimiz var Ortadoğu’da? Arabın derdinden bize ne? Bu iş boyumuzu aşar” diye kıyamet koparanlar da onlardı. Bu stratejinin mimarı Prof. Ahmet Davutoğlu’nu nerdeyse vatan haini, benim gibi bu açılımları destekleyenleri “işbirlikçi” ilan etmişlerdi. Çünkü Türkiye’nin kendi başına bölgesel bir güç olabileceğine inanmıyor,belki de inanmak istemiyorlardı. Şimdi Ortadoğu masasına oturmak için can atıyorlar. Onların kafasındaki Türkiye süper ligde filan oynayamaz, olsa olsa ABD’nin “PAF takımı” olur. İran’la böyle mücadele edilmez

5) Gerçekten Ortadoğu’nun İran’a ve onun çizgisindekilere bırakılması tam bir felaket olur. İran’ı bölgede dengeleyebilecek en önemli güç de Türkiye’dir. Ama bunun yolu Türk askerini Lübnan’a göndermekten geçmez. ABD ve İsrail, daha başta Ankara’nın Hamas ve Suriye açılımlarına destek verseydi; ardından İsrail Türkiye’nin arabuluculuk girişimlerine olumlu katkıda bulunsaydı bugün bu noktalara gelinmeyebilirdi. İran’ın elini güçlendirenler, bugün “Lübnan’a asker” diye bağıranlardır.

6) Bu konuyu iç politika malzemesi yapanlar Lübnan’a asker yollamak için dayatanlardır.

Başta da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan. Ekim başında Washington’a eli boş gitmek istemeyen Erdoğan, kendisini, partisini ve ülkeyi riske ediyor. Kaldı ki ABD Başkanı George W. Bush sırf bu nedenle Cumhurbaşkanlığı seçiminde ona destek verecek değil.

Verse de bu Erdoğan’a yetmez.

DİĞER YENİ YAZILAR