Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın Soykırımı Anma Müzesi'nde, "Yahudi soykırımı insanlığa karşı işlenmiş en akıl almaz suçtur. Bir daha asla benzer bir olayla karşı karşıya kalınmamalı" demiş olması İsrail gezisini başlıbaşına işlevsel ve anlamlı kıldı. Böylelikle Türkiye'de akıl almaz ve utanç verici bir şekilde tırmanan Yahudi düşmanlığına (anti-semitizm) esaslı bir cevap vermiş oldu.
Yahudi sorunu, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Türkiye'de de tabudur. Yahudileri alabildiğine aşağılayan, onlar hakkında akıl almaz komplo teorileri üretenler, asla Yahudi düşmanı olmadıklarını, Siyonizmle mücadele ettiklerini söylerler. İsrail devletinin Filistin halkına reva gördüğü zulüm onların kamuflajıdır. Örneğin 15-20 Kasım 2003'deki terör eylemlerinin sorumlularından El Kaideci Harun İlhan, İstanbul'daki iki sinagoga Yahudilere değil İsrail'e karşı oldukları için saldırdıklarını söyleyebiliyor.
Bu noktada İbdacılar yine ilginç bir istisna oluşturuyor. Dergilerinde "Lanetli Kavim: Yahudiler" başlığıyla dosya hazırlayan İbdacılar açık açık ve övünerek sadece Siyonizme değil Yahudiliğe de düşman olduklarını söylüyorlar.
Her kesimden taraftar
Ülkemizde Yahudi düşmanlığı öyle iddia edildiği gibi marjinal bir olgu değil. Hitler'in Kavgam'ı ve her türlü kötülüğün ardında Yahudi (veya Yahudi dönmesi) parmağı bulmaya çalışan komplo teorisi kitaplarının çok satıyor olması bunu kanıtlıyor. Irkçığın bu türüne yıllar önce daha çok Türk milliyetçileri itibar ederdi. 1980'li yıllardan itibaren bayrağı bazı İslamcılar devraldı. Necmettin Erbakan ve Adnan Hoca (Oktar) dünyanın Yahudi ve masonların koalisyonu tarafından yönetildiğini kanıtlamak için epey çaba sarf ettiler. Oktar'ın Harun Yahya diye imzaladığı "Soykırım Yalanı" adlı kitabın binlercesi bedava dağıtıldı, İslamcı veya milliyetçi gazeteler tarafından ek olarak verildi.
Ardından Yalçın Küçük başta olmak üzere, sol kökenli bazı isimler, "Sabetaycılık" (Yahudi dönmeleri) olgusunu sömürerek olaya farklı bir boyut kattılar. Sonuç olarak, Yahudi düşmanlığı, son yıllarda Türkiye'de gözlenen "ulusalcı" cephenin gizli tutkallarından biri oldu.
Bazı küreselleşme karşıtları da, Bush üzerinde etkili olan yeni-muhafazakârlardan çoğunun Yahudi kökenli olmasının altını kalın çizgilerle çiziyorlar. Böylece Yahudi karşıtlığının güçlenmesine katkıda bulunuyorlar.
1 Mart öncesi gibi
Erdoğan müzeyi gezerken kippa (Yahudi takkesi) takmadı, en önemlisi, İsrail'e, Hamas'ın felçli lideri Şeyh Ahmet Yasin'i katlettikleri için uygun görmüş olduğu "devlet terörizmi" suçlamasını da geri almadı. Sonuçta, hem İsrail'e, hem de Yahudi düşmanlığına karşı güçlü bir duruş sergilemiş oldu.
Ama Erdoğan'ın aynı kararlılığı ABD'ye karşı gösterebildiğini söylemek zor. Yaldızlı davetiyeye rağmen İsrail'e gitmekte ayak sürüyen Başbakan'ın, Beyaz Saray'a konuk olmak için çok hevesli olduğu görülüyor.
Erdoğan AKP lideriyken, 1 Mart 2003 öncesi, Türkiye'nin tezkereyi reddetme şansının olmadığını düşünüyordu, yanıldığı ortaya çıktı. Bazılarının ileri sürdüğü gibi, artık ABD'ye Ortadoğu'da destek olmaktan başka bir seçenekleri kalmadığı sonucuna varmış olabilir mi? Eğer öyleyse, kamuoyunu ve TBMM'yi buna ikna etme konusunda, 1 Mart'da olduğu gibi çok zorlanacağı açık.
Yahudi düşmanlığına karşı Erdoğan duruşu
Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın Soykırımı Anma Müzesi'nde, "Yahudi soykırımı insanlığa karşı işlenmiş en akıl almaz suçtur. Bir daha asla benzer bir olayla karşı karşıya kalınmamalı" demiş olması İsrail gezisini başlıbaşına işlevsel ve anlamlı kıldı
Haberin Devamı

