Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD Başkanı George W. Bush ile yaptığı telefon görüşmesinde Musul'daki saldırı, Irak'taki PKK varlığı, Türkiye-AB ilişkileri ve hatta yaklaşan Noel'in gündeme geldiği açıklandı ama Suriye'nin bahsi bile geçmedi. Başbakan'ın, Sam ziyaretinden bir gün önce Bush ile Suriye konuşmamış olması zor bir ihtimal olsa gerek. Çünkü Suriye, Başkan Bush'un 11 Eylül'den sonra ilan ettiği dört "haydut devlet" ten biri. (Diğerleri Kuzey Kore, İran ve Saddam yönetimindeki Iraktı.) Ayrıca Suriye şu günlerde ABD'yi en fazla tedirgin eden ülkelerin başında geliyor. Amerikalı yetkililer Irak'taki "Sünni üçgen" deki direnişin Suriye'den yönlendirildiğine ve bu ülkenin 20 Ocak seçimlerinin yapılmasını istemediğine inanıyorlar.
Irak'ta işlerin içinden çıkılmaz hal almasıyla birlikte, özellikle Sünni bölgelerinde görev yapan Amerikalı subaylar, kendi ülkelerinden "iliştirilmiş" (embedded) gazetecilere açık açık Suriye'yi şikayet ediyor, hatta bu ülkede üslendiğini düşündükleri Iraklı Basçılar hakkındaki istihbari bilgileri medyayla paylaşmaktan bile çekinmiyorlar.
Açık suçlamalar
Suriye'den rahatsızlık en üst düzeyde de açıkça dile getiriliyor. Daha geçen Çarşamba günü Başkan Bush, İtalyan Başbakanı Silvio Berlusconi'yi Beyaz Saray'da ağırlarken, "Suriye ve iran'a şunu bir daha hatırlatmak isteriz, Irak'ın içişlerine karışmak onların işi değil" demişti. Suriye'yi suçlama kervanına "Yabancı savaşçıların Suriye'de eğitilip buradan Irak'a girdiğini biliyoruz" diyen Ürdün Kralı Abdullah ile "Şam'da birtakım kötü adamlar var, Saddam'ın zalim diktatörlüğünü geri getirmek istiyorlar. Bizim siyasi sürecimizi baltalıyorlar" diyen Irak Cumhurbaşkanı Gazi Yaver de eklenmişti.
Bizim PKK olayı gibi
Aslında başlangıçta ABD Suriye'yi tam karşısına almaktan kaçınmıştı. Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ve diğer yetkililer defalarca Suriye'yi uyarırken özenli bir dil kullanmaya dikkat ettiler. Örneğin geçen hafta Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından yapılan basın toplantısında "Suriye'den Iraklı asilere para yardımı yapıldığını, yabancı savaşçıların buradan Irak'a giriş çıkış yaptıklarını biliyoruz, ama bunun üst düzey Suriyeli yöneticiler tarafından onaylandığını sanmıyoruz" denildi. Dışişleri Bakanlığı da, daha önce, Irak Baas Partisi'nin bazı yöneticilerinin Suriye'den isyanı yönlendirdiği iddialarını belgeleriyle birlikte Şam'a iletti ve bazı isimlerin tutuklanması veya sınırdışı edilmesini istedi. Suriye'nin ABD Büyükelçisi İmad Mustafa "Bütün bunlar Suriye'ye karşı sinsi bir kampanyanın parçasıdır. Hükümetimiz iddiaları şiddetle yalanlıyor. Hiçbir Iraklı Basçıya kucak açmış değiliz" diye konuştu. Kısacası Washington ile Şam arasında tıpkı PKK yüzünden Ankara ile Şam arasında olana benzer bir ilişki yaşanıyor.
Filistin boyutu
Erdoğan'ın Şam ziyaretinin Türkiye-İsrail, dolayısıyla Türkiye- ABD ilişkilerini, ilgilendiren bir boyutu da var. Bilindiği gibi AKP hükümeti İsrail ile Suriye arasında arabulucu olmak istemiş, ama İsrail tarafından ret cevabı almıştı. Ardından Başbakan Erdoğan'ın İsrail'i "devlet terörizmi" ile suçlaması geldi. Washington Enstitüsü Türkiye Programı direktörü Dr. Soner Çağatay, VATAN'a şu değerlendirmeyi yaptı: "İsrail Suriye ile ilişkilerine ABD'yi bile dahil etmek istemiyor. Bu nedenle Ankara gerçekçi olmalı. Suriye ile İsrail arasında en fazla mesaj alışverişi yapabilirler. Halbuki Filistin sorunu, Arafat'ın ölümü, İşçi Partisi'nin İsrail'de hükümete girmesi ve Gazze'den çekilme planıyla çözüm için elverişli bir zemine kayıyor. AKP hükümeti, esas olarak Filistin'de bir devletin oluşumu için katalizör rolü oynayabilir. Bu nedenle Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Ocak ayındaki İsrail ve Filistin ziyareti çok önemli olacak."
Washington da yakından izliyor
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD Başkanı George W. Bush ile yaptığı telefon görüşmesinde Musul'daki saldırı, Irak'taki PKK varlığı, Türkiye-AB ilişkileri ve hatta yaklaşan Noel'in gündeme geldiği açıklandı ama Suriye'nin bahsi bile geçmedi
Haberin Devamı

