Washington bizi niye öptü?

Çetin bir sürecin sonucunda AB ile müzakerelerin başlamasında ABD'nin payı nedir? Bu sorunun cevabını aramaya başlamadan önce iki noktanın altını çizelim

Haberin Devamı

Çetin bir sürecin sonucunda AB ile müzakerelerin başlamasında ABD'nin payı nedir? Bu sorunun cevabını aramaya başlamadan önce iki noktanın altını çizelim:

1. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Pazartesi günü, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'la görüştüğünü, kendisinden Türkiye'ye desteğin sürdüğü garantisini aldığını açıkladı.

2. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sean McCormack da aynı gün, Rice'ın Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ü aradığını doğruladı ve "Böylesi bir anda Türkiye'nin AB üyeliğine desteğimizin altını çizmemiz gerekiyordu" dedi.

Yani hem Ankara, hem Washington görüşmelerin en kritik noktasındaki ikili temaslarını gizlemek yerine üçüncü şahıslara -özellikle AB üyelerine-yönelik bir mesaj ve propaganda malzemesi olarak kullandılar. Bush yönetiminin bu müdahalesini, ne zamandan beri ciddi bir şekilde yürütmeye çalıştığı, Türkiye'deki -aslında tüm İslam dünyasındaki- Amerikan karşıtlığına karşı mücadele kapsamında da değerlendirebiliriz.

Üç yılda değişen
2002 Aralık ayındaki Kopenhag Zirvesi'nde, özellikle Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, ABD Başkanı George Bush'un kendisini arayıp Türkiye için ricacı olmasından çok rahatsız olmuş, bunu açıkça da dile getirmişti. Ama aradan geçen yaklaşık üç yılda ABD-AB ilişkilerinde köklü değişmeler oldu, olmaya da devam ediyor. Kopenhag Zirvesi, yaklaşan Irak Savaşı'nın gölgesinde yapılmıştı, Şimdiyse teröre karşı mücadelede ciddi ortak adımlar atılıyor. Amerikan yönetimi İran ve Suriye gibi hassas konularda, Berlin ve hatta Paris'le bile ortak hareket edebiliyor.

Kaldı ki Avusturya, Güney Kıbrıs gibi sorun çıkartan ülkelerin ABD'ye kafa tutma şansları pek yok (Basın toplantısında Avusturyalı bir gazeteci McCormack'a ısrarla "Washington Viyana'yı cezalandırmayı düşünüyor mu?" diye sordu); Angela Merkel ve Nicholas Sarkozy gibi Avrupa'nın yükselen liderleri Türkiye karşıtlığı kadar Amerikan yanlılığıyla da tanınıyor.

Başarının sahibi kim?
Özetle, bu kez Washington'un herhangi bir müdahalesinin kesinlikle Ankara'nın çıkarına olacağı açıktı. Nitekim AKP hükümeti pek de parlak geçmeyen 17 Aralık 2004 gününden itibaren, ne zamandır ihmal etmiş olduğu Amerikan faktörünü yeniden devreye sokma stratejisini hayata geçirdi.

Washington aslında Türkiye'yi AB macerasında öteden beri hep desteklemişti ama Irak'ın işgaliyle birlikte ikili ilişkiler de büyük ölçüde yara almıştı. Bush yönetimi, Türkiye'de yükselen Amerikan ve Yahudi karşıtlığının arkasında, bir şekilde AKP'nin, en azından onunla özdeşleşmiş bazı yayın organları ve şahsiyetlerin bulunduğuna inanıyordu.

Erdoğan, Gül, TBMM Başkanı Bülent Arınç ve diğer AKP kurmaylan gezileri (İsrail dahil), demeçleri ve eylemleriyle rotayı yeniden ABD'ye doğru kırdılar. O ana kadar kuşkuyla baktıkları Irak'taki siyasi süreç ve Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi'ne (GOKAP) açık onay ve destek verdiler.

Rice'ın Türkiye lehine devreye girmiş olması bütün bu çabaların bir ürünü olarak değerlendirilebilir. Washington en çok ihtiyaç duyulan bir anda yardım elini uzattı, doğru. Ama bunu bir "hayat öpücüğü" olarak görmemek, Amerikan katkısını çok da fazla abartmamak lazım. Eninde sonunda mücadele esas olarak Avrupa'da, Türk siyasetçileri, diplomatları, sivil toplum kuruluşları, aydınlar ve sıradan vatandaşlar tarafından verildi. Yabancı katkı olarak gözlerin ilk çevrilmesi ve en çok teşekkür edilmesi gerekenlerse Bush ve ekibinden ziyade Avrupa'nın sol ve Yeşil partileri, aydınlarıdır.

DİĞER YENİ YAZILAR