Washington ateşle oynuyor

ABD, İslam dünyasında yıllarca çoğu otoriter ve totaliter karakterli rejimlerle işbirliği yapmış, ülkelerin içişlerine pek karışmamıştı

Haberin Devamı

ABD, İslam dünyasında yıllarca çoğu otoriter ve totaliter karakterli rejimlerle işbirliği yapmış, ülkelerin içişlerine pek karışmamıştı. 11 Eylül 2001 terör saldırılarından sonraysa Amerikan yönetimi El Kaide ve benzeri radikal İslamcı şebekelerle baş edebilmek için "bataklığı kurutma" ya karar verdi. Yönetime yakın çevreler her ne kadar, birbirinden farklı öneriler geliştirseler de Washington'un İslam dünyasına yönelik stratejisinin ana hatları her geçen gün daha fazla netleşiyor: Teröre karşı savaşı kazanmak için kalpleri ve zihinleri kazanmanın şart olduğu düşüncesi iyice baskın hale geliyor. Buna bağlı olarak İslam ülkelerinde "demokrasi, özgürlükler, kadın hakları, serbest piyasa" geliştirilmek isteniyor. Sonuçta mevcut rejimler üzerinde baskı uygulanıyor, muhalif hareketlerle, sivil toplumun temsilcileriyle doğrudan ilişkiye geçiliyor.

Bu yaklaşım büyük ölçüde yeni-muhafazakârların (neo-conlar) ürünü. Onlar projeleri için "demokratik emperyalizm" tanımının uygun görülmesine bile pek itiraz etmiyorlar. Ama İslam dünyasında çoğunluk projenin emperyalist olduğunu doğrulayıp, "demokrasi" yi de onun kılıfı olarak görüyor. Bu yüzden ABD İslam ülkelerini demokratikleştirmek istedikçe buralardaki Amerikan karşıtlığı daha da tırmanıyor.

Parayı veren...
Amerikan politikasına yön verenlerin ve uygulayıcıların bu paradoks tarafından rehin alındığını rahatlıkla söyleyebiliriz. "Halbuki biz onların iyiliğini istiyoruz" şikayetini "Müslüman toplumların demokratikleşmemesinin ana sebebi İslam dini" yorumlan takip ediyor. Ardından "İslam'da reform gerçekleşmezse bu statüko parçalanamaz" deniyor ve kollar sıvanıyor.

Son üç yılda Türkiye'de, ABD'de ve dünyanın değişik şehirlerinde Amerikalıların doğrudan ya da dolaylı dahil olduğu sayısız toplantı izledim. Bu faaliyetlerin en can sıkıcı yönü, Müslüman ülke aydınlan ve aktivistlerinin kendi başlarına, kendi gündemleriyle pek bir araya gelemediklerini göstermesiydi. Buralarda en çok dikkatimi çekense Amerikalıların "parayı veren düdüğü çalar" halleri, her şeyi kontrol altında tutmak istemeleri, acelecilikleri ve kendilerine yönelik eleştirilere karşı tahammülsüzlük veya ilgisizlikleri oldu.

Çifte standart
Öte yandan Washington'un demokrasi konusunda samimiyeti İslam dünyasında ciddi olarak sorgulanıyor. İran'da Musaddık'ın CIA darbesiyle devrilmesi geride kalmış olabilir ama Washington'un İran'daki mevcut reform hareketine en ufak yardımı esirgeyip muhafazakârların yeniden iktidara gelmelerine yol açtığı yorumlan yapılıyor, islam dünyasının ender demokrasilerinden birini yıllardır rafa kaldırmış olan Pakistan lideri Perviz Müşerref'e verilen şartsız destek de bir çifte standart örneği olarak görülüyor.

Geçmişte Rabıta örgütünün Suudi petro dolarlarıyla Orta Asya'daki zengin tasavvuf mirasını yok etmesini alkışlayan Amerikalılar şimdi buralarda Nakşibendi türbelerinin onarımı için kesenin ağzını açıyorlar.

Neo-conlar, Afganistan, Irak, Filistin, Lübnan, Mısır, Kırgızistan gibi ülkelerde yaşananlardan sonra zaferlerini çoktan ilan ettiler. Tıpkı Kızıl Ordu'nun Afganistan'ı terk etmesinden sonra yaptıkları gibi. Ama ABD'nin kendi çıkarları için Afganistan ve İslam dünyasına yaptığı müdahaleler Taliban ve El Kaide gibi garip oluşumlara yol açmıştı. Günümüzde demokrasi adına akıtılan bunca doların orta ve uzun vadede başımıza ne tür yeni belalar açabileceğiniyse bilmiyoruz.

İslam dünyasında demokrasi, özgürlükler, kadın hakları konusunda atılacak çok adım var ve bu süreçler er geç tamamlanacak. Ama bu işler ne parayla oluyor, ne de tahakkümle. Taşıma suyla demokrasi değirmeni dönmüyor.

DİĞER YENİ YAZILAR