Kimileri Çankaya (Erdoğan), hükümet (Gül) ve TBMM’nin (Arınç), AKP’nin üç ağır topunun denetimine girmesi halinde laikliğin ortadan kalkacağını ileri sürüyor. Birçok İslamcı da, laik çevrelerin bu kaygılarının doğru çıkması için dua ediyor. Bense böylesi bir gelişmenin, tam tersine Türkiye’nin İslami hareketini iyice etkisizleştirebileceğine inanıyorum.
Ancak bu analizimin çoklarına aykırı geldiğinin de farkındayım. Dolayısıyla Erdoğan’ın kendisi ya da AKP’den, Gül, Arınç gibi “yüksek profilli” başka bir ismin Çankaya’ya çıkması halinde Türkiye’nin derin bir krize sürükleneceği kesindir. Her ne kadar Deniz Baykal “biz başörtüsüne değil kafanın içine bakarız” dese de, gelinen noktada eşi başörtülü bir başka ismin de gerilim yaratacağını rahatlıkla kestirebiliriz.
Zira Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt’ın basın toplantısı, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in Harp Akademileri konuşması ve nihayet Ankara Mitingi aslında bir şekilde birbirleriyle bağlantılı, üç ayrı uyarı atışıydı.
Ne var ki, AKP çizgisini bir şekilde destekleyen çevreler bu üç olaya gereken önemi vermiyor, daha doğrusu vermek istemiyorlar. Sırayla gidelim:
*Basın toplantısı: Muhafazakar medya Org. Büyükanıt’ın söylediklerinden öyle bölümleri öyle ilginç şekillerde öne çıkarttı ki sanki karşımızda ikinci bir Org. Hilmi Özkök, hatta daha ötesi “katıksız demokrat bir general” var zannettik. Halbuki Org. Büyükanıt Washington ziyaretinden itibaren çok açık ve sert mesajlar vererek siyasetin, esas olarak da hükümetin alanını daraltıyor.
Org. Büyükanıt’ın akreditasyon uygulamasını savunurken PKK’ya başvurması da muhafazakar medyayı pek öfkelendirmedi. Pek çok köşede kendisinden, mesela “Paşa” diye sempatik bir şekilde bahsedildi. (Bu arada basın toplantısına katılan meslektaşlarımızın hiçbirinin bu akreditasyon haksızlığından rahatsız olmaması, olsa da şikayet etmemesi ziyadesiyle kaygı vericiydi.)
*Konuşma: Zaman Gazetesi’nin “Büyükanıt’a takdir, Sezer’e tepki” başlığı, bu iki şahsiyeti birbirine zıt gösterdiği için yanıltıcı. Org. Büyükanıt’ın Sezer’e “uzak”, Erdoğan’a “yakın” olduğunu iddia edebilmenin imkanı var mı? Ya da Sezer’in konuşmasına Org. Büyükanıt’ın katılmıyor olabileceğini düşünen çıkar mı?
*miting:Türkiye’de olsam muhakkak Ankara Mitingi’ne giderdim. Ama birey olarak değil de gazeteci olarak. Çünkü bu mitingi gerçekleştirenlerle cumhuriyet, laiklik ve demokrasi konularında epey farklı düşünüyorum. Onlar gibi laikliğin elden gittiğine, gideceğine inanmıyorum. Diyelim ki laiklik gerçekten tehlikede, Tuncay Özkan, Nur Serter, Şener Eruygur ve benzerlerinin onu kurtaracak en son isimler olduğunu düşünüyorum.
Ama bu miting çok önemliydi. Kimileri şaşırmış olabilir ama bu geniş katılım ve mitingin çok parlak geçmesi normaldi. Hatta hükümete yakın odakların (başta medya) engellemeleri olmasa daha fazlası da olabilirdi.
Çünkü “ulusalcılık” adını verdiğimiz akım, çok sağlam kökleri olan ve her geçen gün daha da güçlenen toplumsal bir hareket. Bu miting bize bunu çok açık bir şekilde kanıtladı.
Halbuki başta Fethullah Gülen’e bağlı medya olmak üzere bazı çevreler ulusalcıları emekli askerlerden ibaret, “derin devlet”in dümen suyunda, demokrasiyle ve sivillikle hiç alakası olmayan marjinal bir suç örgütü gibi göstermeye çalışıyorlardı. Şimdiyse Aksaray’daki hazin trafik kazasını öne çıkartarak veya mitingte Tuncay Özkan yüzünden yaşanan tatsızlıkları abartarak yanlışta ısrar ediyorlar.
Dün iktidarda olanlar, İslami hareketi nasıl küçümseyip sadece karalamakla yetindiyseler, bugünküler de ulusalcılara aynı muameleyi uygun görüyorlar. Dün “irtica”yı hedef alan stratejiler nasıl çöktüyse, bugün de toplumsal/kültürel olanı ıskalayıp “çeteler”i hedef alan stratejilerin iflas edeceği açıktır.
Yarın: Krizde en çok AKP kaybeder
Ulusalcılık toplumsal bir hareket
Kimileri Çankaya (Erdoğan), hükümet (Gül) ve TBMM’nin (Arınç), AKP’nin üç ağır topunun denetimine girmesi halinde laikliğin ortadan kalkacağını ileri sürüyor
Haberin Devamı

