AKP'nin dört yılına şans damgasını bastı. AKP'liler bu süreçte çok şanslıydılar. Şöyle ki:
1) Ana muhalefet partisi CHP, ilericilik ve solculuğu dar bir laiklik alanına hapsetti; kendi içinde tartıştı, bölünüp durdu.
2) "Merkez sağ" bir türlü silkinemedi.
3) Saadet Partisi, biraz bilinçli olarak, ama daha çok kendini yenileyemediği ve Necmettin Erbakan'ın davalarından başını kaldıramadığı için İslamcı muhalefet yapamadı.
4) MHP Meclis dışında olması, Devlet Bahçeli'nin sağlık sorunları ve bitmek bilmez iktidar savaşları nedeniyle çok elverişli fırsatları kullanamadı.
5) Kürt hareketi Abdullah Öcalan'ı dışarı çıkarma derdine düşüp, PKK'nın yeniden kurulup şiddet eylemlerine başlamasına kadarki uzun sürede etkili olamadı...
Muhakkak ki bu dört yıl sadece şansla açıklanamaz. AKP'nin, hükümetin, Başbakan'ın, tek tek bakanların başanlı ve başarısız olduğu anlar oldu, ama karşılarına dişli bir rakip, hele hele bir alternatif hiç çıkmadı. Sonuçta AKP, kimseye güven vermeyen "ulusalcı cephe" bir kenara bırakılacak olsa, tek başına kaldı denebilir.
Siyasette oldukça etkili üç kurum, ordu, büyük sermaye ve medya da büyük ölçüde AKP'ye sorun çıkartmadı. Bu bakımdan Org. Hilmi Özkök'ün Genelkurmay Başkanı olmasını AKP'nin bir şansı olduğunu söyleyebiliriz, en azından bu konularda "uzman" olan bazı ulusalcı şahsiyetler bu görüşte.
Bölünmemeyi becerdi
Sermaye ve medya da, sayısız meslek kuruluşu ve sivil toplum örgütüyle birlikte AKP'ye, AB sürecinde neredeyse kayıtsız şartsız destek verdi. AKP de iktidara geldikten sonra, "zina" olayı başta olmak üzere birkaç arıza dışında AB konusunda şaşırtıcı ve başdöndürücü bir performans sergiledi. AKP'nin bir diğer şansı Almanya'da Sosyal Demokrat-Yeşil koalisyonu, Fransız Cumhurabaşkanı Jacques Chirac ve İngiltere Başbakanı Tony Blair'den gördüğü ilgi ve destekti.
AKP ekonomide de şanslıydı. Kemal Derviş'in, üç koalisyon partisini Meclis dışı bırakma pahasına uygulamaya koyduğu ekonomik programa hiçbir bedel ödemeden sahip çıkıldı. Başlangıçta "Bebecan" diye dalga geçilen Ali Babacan'ın yönetiminde Türk ekonomisi yüzleri fazla güldürmedi belki ama krizlerle de yeni ocaklar söndürmedi.
Dört yıl boyunca birileri Tayyip Erdoğan- Abdullah Gül-Bülent Arınç sacayağının çatlamasını boşuna bekleyip durdu. Zaten parti içinde de çok az çatlak ses çıktı ve de etkili olmadı. Yalnızca Erkan Mumcu'nun ayrılması, kapısına kilit vurulmak üzere olan ANAP'a gitmesine kadar, kısa süreli bir panik yarattı.
AKP'nin kuşkusuz en şanslı olduğu gün 1 Mart 2003'tü. Erdoğan ve bazı danışmanlarının bütün gayretlerine rağmen, 99 AKP'linin de katkısıyla TBMM İkinci Tezkere'yi reddedince Türkiye bir felaketin, AKP ise parçalanmanın eşiğinden döndü.
Sıradanlaşan AKP
AKP, Prof. Nilüfer Göle'nin deyimiyle "Türkiye'yi dönüştürürken kendi de dönüştü". Dört yıl sonra büyük ölçüde sıradanlaşmış, sisteme iyice entegre olmuş, buna bağlı olarak yolsuzluklardan da nasibini almaya başlamış, İslamcılıkla büyük ölçüde nostaljik bir ilişki içinde bir AKP var karşımızda.
Ve AKP ciddi bir kimlik krizi içinde. Avrupa heyecanıyla arka planda kalan bu kriz, AB üyeliğinin imkansızlaşmasına paralel olarak daha görünür olacağa ve can yakacağa benziyor. Kırılma noktaları herhalde Başörtüsü, İmam Hatip Liseleri gibi dertler ve Kürt sorunu olacaktır. Bunlara Ortadoğu'daki muhtemel yeni krizlerde alınacak tutumlar, daha doğrusu ABD ile ilişkileri de ekleyebiliriz.
Bakalım şans (ve tabii ki Allah) bu yeni ve zorlu dönemde yine AKP'nin imdadına yetişecek mi?
Türkiye'nin en şanslı partisi: AKP
AKP'nin dört yılına şans damgasını bastı. AKP'liler bu süreçte çok şanslıydılar. Şöyle ki
Haberin Devamı

