Türkiye, Irak Çalışma Grubu’nun (IÇG) raporundan memnun. Çünkü Ankara’nın PKK hassasiyetlerine özen gösteriliyor, Türkmenlere önem atfediliyor, Kerkük referandumunun ertelenmesi öneriliyor...
Ama Irak politikasını sadece Kürtler üzerinden belirleme alışkanlığı, rapordaki bir dizi olumsuz öğenin, kara deliğin görülmesini engelliyor. Örneğin 160 sayfalık raporda Türkiye ve Türklere 10, Türkmenlere ise 7 kere atıfta bulunulmuş. Buna karşılık İran 80, Suriye ise 57 kez geçiyor. Bunun anlamı çok açık: IÇG’nin gözünde Irak sorununun çözümünün başrollerinde İran ve Suriye olacak; “bölgesel güç” olma iddiasındaki Türkiye ise “figüran” konumunda.
Türkiye, düşmanı değilse de rakipleri olan İran ve Suriye’nin alabildiğine güçlenme ihtimalini önemsememe lüksüne sahip mi? Bu iki ülke, Irak üzerinde muazzam denetime sahipler. İlerde, bu imkanlarını Türkiye’nin aleyhine kullanmayacaklarının garantisi var mı?
Meğer Sünniymişiz
IÇG raporunun en tehlikeli cümlesi 49. sayfada yer alıyor. “Türkiye, Irak’la sınırı bulunan, önde gelen Sünni bir ülke olarak Irak’taki ulusal uzlaşma sürecini desteklemede bir ortak olabilir” deniyor. Daha biz kendi aramızda “İslam ülkesi” olarak tanımlanmanın doğru olup olmadığı tartışmasını bitirmeden alnımıza “önde gelen Sünni ülke” etiketi yapıştırdılar. Evet, Türkiye’de halkın çoğu Müslümandır, bunların çoğu Sünnidir, onlarda da Hanefilik diğer mezheplere göre çoğunluktadır. Ama bu basit gerçeklerden hareketle “Türkiye Sünni bir ülkedir”, daha ötesi “önde gelen Sünni bir ülkedir” diyebilir miyiz?
Kesinlikle hayır. Eğer “Türk İslamı” diye bir olgudan bahsetmek mümkünse bunun belirleyici vasıflarından biri herhalde Sünnilik değildir. Hele IÇG’nin kastettiği anlamda, Irak’taki gibi mezhep kimliğini her şeyin önüne çıkaran, Şiilere düşman bir Sünnilik hiç değildir.
Geçmiş katliamlar
Peki 1970’li yıllardaki Alevilere yönelik Kahramanmaraş, Çorum ve 1993’deki Sivas katliamları ne olacak? Öncelikle, Anadolu Aleviliğinin Şiilikle ilişkisi yok denecek kadar sınırlıdır. İkinci olarak, Türkiye’de Alevi-Sünni gerginliği “sağ-sol” ve “laik-İslamcı” çatışmalarında bir araç olarak kullanılmıştır. Aslında Irak’ta da başlangıçta yaşananın bu olduğunu söyleyebiliriz. Ne Sünni, ne de Şii Araplar çatışmaya, birbirlerinin mezheplerinden nefret ettikleri için başlamadılar. Ancak, El Kaide unsurlarının provokasyonları ve İran’ın devreye girmesiyle bugünkü “mezhep temelli iş savaş” noktasına gelindi.
Tabii ki bütün bu yaşananların esas sorumlusu ABD’dir. Düne kadar Washington Irak için “laik, demokratik, modern” Türkiye’yi örnek alırdı. Bugünse halkın önemli bir bölümünün Sünni olduğu gerçeğine aşırı anlamlar yükleyerek Türkiye’yi kullanmak istiyorlar.
Türkiye “önde gelen Sünni bir ülke” midir?
Türkiye, Irak Çalışma Grubu’nun (IÇG) raporundan memnun. Çünkü Ankara’nın PKK hassasiyetlerine özen gösteriliyor, Türkmenlere önem atfediliyor, Kerkük referandumunun ertelenmesi öneriliyor...
Haberin Devamı

