Türkiye’nin “soft power”ını kullanmasının tam zamanı

“Soft power”, yani “yumuşak güç”. Harvard Üniversitesi öğretim üyesi Joseph S. Nye, 1990 yılında bu kavramı geliştirdiğinde, bir ülkenin ordusu kadar, kültürü ve politik fikirleriyle de etkili olabileceğini vurguluyordu

Haberin Devamı

“Soft power”, yani “yumuşak güç”. Harvard Üniversitesi öğretim üyesi Joseph S. Nye, 1990 yılında bu kavramı geliştirdiğinde, bir ülkenin ordusu kadar, kültürü ve politik fikirleriyle de etkili olabileceğini vurguluyordu. Ona göre yumuşak güç bir ülkenin kendi istediği şeyi başkalarının da istemesini sağlamaya yarayan güçtü. Prof. Nye, Amerikan Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in istifasından sonra “yeniden ’soft power’a ağırlık vermenin tam zamanı” diye yazdı. Ona göre, Demokratik Parti’nin Kongre’de çoğunluğu ele geçirmesiyle, Washington, İslam dünyası ve özellikle Irak’ta silah dışındaki güçlerini (radyo-tv yayınları, değişim programları, afet yardımları vb.) de kullanma şansını yakalayabilmişti.

Evet ABD Irak’ta işin silahla çözülemeyeceğini kabul etmiş durumda. Irak’taki Amerikan askerlerinin başı Gen. John Abizaid’den Senato Dış İlişkiler Komitesi başkanlığına gelmesi beklenen Demokrat Joseph Biden’e kadar çoğunluk, en acil sorunun mezhep çatışması olduğunda ve bunun silahla çözülemeyeceğinde birleşiyor.

Türkiye’nin misyonu
İşte tam bu noktada Türkiye “soft power”ı ile devreye girebilir. Osmanlı İmparatorluğu’nun ve dolayısıyla köklü bir devlet geleneğinin mirasçısı olan Türkiye, laik ve demokratik cumhuriyeti, genç nüfusu, güçlü ekonomisi, güçlenen sivil toplumuyla Ortadoğu’nun önde gelen cazibe merkezlerinden biri. (Bu öğelerin herbiri konusunda farklı farklı eleştiriler getirebiliriz, ama kimsenin Türkiye’den daha iyi durumda olmadığını da kabul etmemiz gerekir. Bütün sorunlarına rağmen AB ile üyelik müzakereleri içinde olması Türkiye’nin biricikliğine bir başka örnek.)

“Türkiye’nin çoğunluğu Sünni, o yüzden Irak Sünnileriyle ilişkiye geçmeli” diyenler de yanılıyor. Çünkü Türkiye, Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan gibi “Sünni blok” içine konulamaz. Kaldı ki Türk Sünniliğinde Şii düşmanlığı diğerlerine kıyasla çok zayıftır.

Öte yandan, Vali Nasr’ın “Şii Canlanışı” kitabında çok iyi gösterdiği gibi mezhepler, Irak ve Ortadoğu’da dinsellikten öte etnik/siyasi bir kimliğin oluşmasına zemin hazırlıyor. Yani sorunun temelinde “din” olsaydı İslam Konferansı Örgütü’nün Sünni ve Şii ulemayı toplayıp ortak fetva çıkartmasının ardından Irak’taki çatışmalar kesilirdi.

Somut öneriler şart
Dolayısıyla Türkiye, “soft power”ını, Sünniler kadar Şiileri ve belki de en çok Kürtleri cezbetmekte kullanabilir, kullanmalı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan geçen yıl Haziran ayında Washington’da yaptığı bir konuşmada Türkiye’nin “soft power”ından söz ettiğinde Amerikalıların tek derdi “Sünni direniş”ti ve bunu silahla halledeceklerine emindiler. Yani onu pek umursamamışlardı.

Şimdi durum değişti. Eğer Türkiye bölgede etkin olmayı istiyorsa, “soft power”ını kullanarak, tüm bölgeye yayılma eğilimi gösteren ve ilerde kendisini de derinden etkileyecek olan Irak’taki mezhep çatışmasına karşı, somut, makul ve uygulanabilir öneriler geliştirmelidir. Böylesi bir durumda, Demokrat ağırlıklı Amerikan Kongresi’nin, “Ermeni Soykırım Tasarısı” gibi şeylerle uğraşıp Türkiye’yi kaybetmeyi göze alması beklenemez.

Hazır olmak gerek
Ama Türkiye, “mezhep çatışmasını siz yarattınız siz çözün” deyip atarsa; Irak’la ilgili olarak sadece, “PKK’yı Kuzey Irak’tan hemen atın”, “Irak Kürtlerini çok fazla şımartmayın” ve “Kerkük Türk şehridir, Kürtlere bırakılamaz” gibi itirazlarlar dile getirirse, işte o zaman her türlü olumsuz gelişmeye hazır olmak gerekir.

DİĞER YENİ YAZILAR