“Türkiye’nin Irak’ın Kürt bölgesiyle olan sınırı”

Amerikan yönetiminden her ağzını açan “Irak’ın toprak bütünlüğü”nden dem vuruyor. Ama iş Kuzey Irak’a gelince türlü tanımlar çıkıyor karşımıza

Haberin Devamı

Amerikan yönetiminden her ağzını açan “Irak’ın toprak bütünlüğü”nden dem vuruyor. Ama iş Kuzey Irak’a gelince türlü tanımlar çıkıyor karşımıza. Dışişleri Bakanı Condeleezza Rice Kongre’de “Kürdistan” deyince kıyamet kopmuştu. Salı günü de Savunma Bakanı Robert Gates “Türkiye’nin Irak’ın Kürt bölgesiyle olan sınırı”ndan söz etti.

“Ne var bunda?” denebilir. Ama yer in Amerikan-Türk Konseyi’nin 26. yıllık toplantısı, dinleyicilerin çoğu Türkler olduğu, bunların arasında Genelkurmay 2. Başkanı Org. Ergin Saygun başta olmak üzere çok sayıda yüksek rütbeli subay bulunduğu düşünülürse işin rengi değişiyor.

Türkiye’nin Irak’la ilgili kaygılarını en iyi anlayan kişilerden biri olarak kabul edilen Gates’in kağıttan okuduğu, topu topu 15 dakikalık konuşmasında bu tanıma başvurması kesinlikle raslantı olamaz. Yani Gates’in tek bir cümleyle, Türkiye’nin, özellikle de TSK’nın, Irak’taki bölgesel Kürt yönetimine yönelik politikalarını geçersiz kıldığını söyleyebiliriz.

Halbuki ondan bir gün önce Org. Saygun, Amerikalı meslektaşı Org. Edmund Giambastiani’yle birlikte çıktığı panelde yaklaşık bir saat konuşmuş ve Peşmergeleri bir “milis gücü” olarak tanımlayıp silahsızlandırılıp dağıtılmalarını bile talep edebilmişti.

Kısacası, 1 Mart 2003’den sonra bozulan Türk ve Amerikan orduları arasındaki ilişkilerin yeniden düzeldiği yolunda gözlem ve yorumlarla şu günlerde sıkça karşılaşıyoruz. Peşpeşe gelen bu iki konuşma bu noktada daha ihtiyatlı olmamız gerektiğini kanıtlıyor.

Zana’nın liderleri
Burdan üçüncü bir konuşmaya, Leyla Zana’nın Nevruz’da Barzani, Talabani ve Öcalan’ı “Kürtlerin üç lideri” olarak tanımlamasına geçebiliriz. Zana’nın bu çıkışına genellikle Öcalan’ı ululaştırdığı için karşı çıkıldı. Halbuki bunda yeni ve şaşıracak bir şey yok. Hele dinleyicilerin her vesileyle Öcalan’a sempatilerini ifade ettikleri düşünülürse.

Öcalan başta olmak üzere PKK çevrelerin yıllardır bu iki lider aleyhine konuştukları, buna bağlı olarak Türkiye’de Barzani ve Talabani’ye yönelik güçlü sevgi gösterilerinde bulunulmadığı göz önüne alınırsa Zana’nın sözlerinin gerçek önemi daha iyi anlaşılır.

Bu nedenle Org. Saygun’un Washington’da, “Bu beyanlar, Iraklı Kürtleri Türkiye’ye müdahale etmeye davet ediyor” sözleri, abartı payını bir yana bırakırsak isabetlidir.

Ancak Org. Saygun, “Bunun ne anlama geldiği konusunda savcılarımız herhalde inceleme yapıyor. Çok ciddi ve tehlikeli beyanlar olduğunu düşünüyorum. Herhalde devlet gerekeni yapacaktır” sözleriyle olayı mahkemelere havale etti ve böylece bir fırsatı da kaçırmış oldu. Çünkü Türkiye Kürt sorununu mahkeme salonları yerine demokratik platformlarda tartışılabilirse çözme şansı yakalayabilir.

Hizbullah bitti mi?
Son olarak Diyarbakır’da 13 yıl sonra sonuçlanan Hizbullah davasının gerekçeli kararına değinmek istiyorum. Mahkeme, Hizbullah’ın PKK’ya saldırdığını ama zamanla örgütün eylemlerinin PKK’ya yaradığı, çünkü Güneydoğu’nun devlete sadık dindar kesimlerini radikalleştirip PKK’ya yanaştırdığı sonucuna varmış. Bu sonuç genel kamuoyu, özellikle İslami çevreler tarafından benimsenmiş durumda.

Bu doğru bir tespit değil. Hizbullah PKK’nın kitleselleşmesini büyük ölçüde frenledi, Kürtlerin önemli bir bölümüyle PKK arasında yıkılması zor duvarlar inşa etti. Hizbullah’ın ne derece güçlü olduğunu çok geçmeden göreceğimizi düşünüyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR