Türkiye gölge etmesin yeter

Yaklaşık üç hafta kaldığım ABD'de her yerde, arabaların, işyerlerinin ve evlerin camlarında hep şu sloganlar karşıma çıktı

Haberin Devamı

Yaklaşık üç hafta kaldığım ABD'de her yerde, arabaların, işyerlerinin ve evlerin camlarında hep şu sloganlar karşıma çıktı: "Support our troops" (Askerlerimizi destekleyin), "United we stand" (Birlikten güç doğar), "Pray for the President" (Başkan için dua et). Bu çağrılara ya Amerikan bayrağı ya Başkan Bush resmi ya da Özgürlük Anıtı eşlik ediyordu. Irak savaşını destekleyen Amerikalılar üç ilkenin altını çiziyorlar: liberty (özgürlük), freedom (hürriyet) ve pride (gurur). Irak'a özgürlük götürüp götürmedikleri tartışılır, ama, savaşı kısa sürede kazanmanın verdiği moralle ulusal gururlarının iyice kabardığı ortada.

Ordunun savaştaki tavrı sorgulanıyor
Dünyanın efendisi olduğu bir kez daha tescillenen ABD'nin Türkiye'ye bakışı uzun zamandır tartışılıyor. Washington'da iki gün geçirdim. TÜSİAD temsilciliğinde, Türkiye'yi yakından takip eden diplomat ve araştırmacıların izlediği bir konuşma yaptım. Ardından Amerikalı ve Türk uzmanlarla sohbet etme fırsatı buldum. İzlenimlerimi şöyle toparlayabilirim:

1- Hemen herkes Türk-Amerikan ilişkilerinin hiç de iyi gitmediğinde hemfikir. Bu noktaya gelinmesinde Amerikalı yetkilileri (özellikle Ankara'daki diplomatları) eleştirenler olmakla birlikte esas sorumluluğun Türk tarafında olduğu düşünülüyor.

2- Özel olarak hükümet ve AKP'nin suçlanmaması dikkat çekici. Ama AKP'yi övücü/aklayıcı sözler de duyulmuyor.

3- Ordunun Irak savaşı sırasındaki tavrı sorgulanıyor. Buna bağlı olarak siyasetle ilişkisi eskisine göre daha açık bir biçimde tartışılıyor.

Erdoğan değil AKP tartışılıyor
Washington'da AKP'ye yönelik çok açık ve sert eleştiriler getirilmemekle birlikte, bu partiye ve yöneticilerine yönelik hayal kırıklığı gizlenmiyor. AKP hakkında dikkat çekici hususlar şöyle:

1- Amerikalılar daha önce Recep Tayyip Erdoğan'ı bilmenin, onunla iyi ilişkiler içinde olmanın yeterli olacağını düşünüyorlardı. 1 Mart tarihinde ikinci tezkerenin reddiyle AKP'nin "Erdoğan partisi" olmadığını fark etmiş durumdalar. "AKP'de kim kimdir?" başlıklı konuşmama bu nedenle ilgi büyüktü ve çok ayrıntılı sorular geldi.

2- AKP'ye alternatif olabilecek bir parti veya şahsiyet, en azından şimdilik, telaffuz edilmiyor. Bu nedenle "AKP'nin alternatifi yine kendi içinden çıkabilir" şeklindeki değerlendirmem ilgi çekti.

3- Örneğin eski bir büyükelçi, AKP'deki farklı eğilimlerin ne zaman birer "fraksiyon"a dönüşebileceğini sordu.

4- Erdoğan ile Abdullah Gül arasında liderlik mücadelesi olup olmadığı, ilerde yaşanma ihtimali de bir diğer merak konusuydu.

5- Bir Amerikalı uzman da TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın neyi temsil ettiğini merak etti.

AKP'liler ABD'de kafaları karıştırdı
Amerikalılar AKP'de kimin kim olduğunu çok pratik bir nedenle de merak ediyorlar, çünkü hükümet ve AKP adına farklı görüşlere sahip kişilerin ortalıkta dolaştığına dikkat çekiyorlar. İleri sürüldüğüne göre, bazı şahıslar, Türk-Amerikan ilişkilerini düzeltmek adına Washington'a, Suriye ve İran konusunda işbirliği sözü veriyorlarmış. Hatta "siz İran'ı bize bırakın" diyenler bile oluyormuş. Bu kişilerin bazı İranlı muhaliflerle görüştüğü de Ankara'da değil ama Washington kulislerinde konuşuluyor.

Türkiye'ye güvenip plan yapmazlar
Kuşkusuz her biri birer spekülasyon olan bu iddialar Türk-Amerikan ilişkilerini düzeltmek bir yana, yeni sıkıntılara neden olabilir. Geçen sefer olduğu gibi, birilerinin bol keseden vereceği, tutulması imkansız vaatler Türkiye'nin başını daha da ağırtabilir.
Bereket Washington Ankara'dan çok büyük beklentiler içinde değil. Amerikalılar'ın genel eğilimi, ilişkileri bir müddet dondurma, "Sizden bir şey istemiyoruz, ama siz de bizden bir şey beklemeyin" şeklindeki bir kayıtsızlık olarak tanımlanabilir. Zaten Türkiye'ye güvenerek çok önemli planlar yapmayacakları da ortada. Kaldı ki Irak savaşından sonra ABD'nin Türkiye'ye ne kadar ihtiyacı kaldığı tartışmalı. Bir diğer tartışma konusu da, ABD'nin Türkiye'yi İslam dünyası için bir model olarak gördüğü iddiası. Bu eski iddianın 11 Eylül sonrasında da geçerli olduğunu gösteren pek bir işaret yok ortada.

DİĞER YENİ YAZILAR