Türkiye global terörle başedebilir mi?

Global terör, nihayet Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nde dış tehditler arasında öncelikli bir yer kazandı

Haberin Devamı

Global terör, nihayet Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nde dış tehditler arasında öncelikli bir yer kazandı. Bu geç kalmış ama stratejik açıdan hayli önemli kararla birlikte çok şey değişmek durumunda. Ama Türkiye'nin global teröre karşı ciddi bir mücadele yürütmesini ve böylesi bir mücadeleden hızlı ve somut sonuçlar almasını beklemek aşırı bir iyimserlik olur. Bilindiği gibi ABD, global terörü "asimetrik tehdit" olarak gündemine almasına ve bu uğurda nice kaynak aktarmasına rağmen 11 Eylül 2001 terör saldırılarını engelleyemedi. O günden beri Amerikan topraklarında yeni bir saldırı olmaması da uzmanlar tarafından bir "zafer" olarak tanımlanmıyor. El Kaide başta olmak üzere global terör şebekelerinin "her zaman, her yerde, her şekilde" saldırabileceği tespiti genel kabul görüyor.

"Aslında El Kaide yok"
Türkiye global terörün karşısına baştan yenik çıkıyor. Çünkü ne devlet ve toplumun farklı kesimleri arasında, ne de devlet ile toplum arasında bu konuda bir görüş birliği mevcut değil. Komplo teorilerinin açık egemenliği nedeniyle "Aslında El Kaide diye bir şey yok" yaklaşımının hem toplum, hem devlet katında geniş ölçüde paylaşıldığını biliyoruz.

Global terörün ABD, İsrail, Britanya başta olmak üzere Batılı hedeflere vuruyor gözükmesi nedeniyle "Bu bizim işimiz değil" diyenlerin, hatta bu şekilde Doğu'nun Batı'dan intikam aldığını düşünüp sevinenlerin sayısı da hayli yüksek. 15-20 Kasım İstanbul eylemlerinde, o kadar vatandaşımızın hayatını kaybetmesi veya yaralanması, ülkenin uğradığı diğer maddi ve manevi zararlara rağmen Türkiye'nin kesinlikle hedef alınmadığı şeklindeki yorumlar hâlâ benimsenebiliyor. Türkiye, toplumu ve devletiyle birlikte, İstanbul eylemleriyle yüzleşememenin, global terörü kararlı ve kitlesel bir şekilde protesto edememenin utancını yaşıyor.

İki arada bir derede
Global terörle mücadeleyi güvenlik güçlerine, daha çok da istihbaratçılara havale etmiş durumdayız. Halbuki istihbarat yetseydi ABD çoktan bu sorunu halletmişti. O kadar yatırıma rağmen Washington hâlâ stratejik üstünlüğü ele geçirebilmiş değil. Dolayısıyla, analiz noktasında ciddi zaafa sahip Türk istihbaratçılarının, eldeki imkanlarla bu işin üstesinden tek başlarına gelmeleri beklenemez.

Fakat üniversiteler, aydınlar, medya bu konuyu ya gündemlerine almıyor, ya da sipariş üzerine basmakalıp reçeteler üretmekten öteye gidemiyorlar. Çünkü birçok konuda olduğu gibi global teröre karşı da, Amerikacılıkla Amerikan karşıtlığı arasında sıkışıp kalmanın acısını çekiyoruz. Washington'ın "global teröre karşı savaş" ilan etmiş olması nedeniyle, bazılarımız bu işe bulaşıp ellerini kirletmek istemiyor; "global terör bize de vuruyor, bir şeyler yapmalıyız" diyenleri hemen Amerikancı ilan ediyorlar.

Amerikancılarımız da bizi Washington'un kuyruğuna takmak, onun yanlış ve terörü daha da tırmandıran savaşının piyonu yapmak derdindeler. Onlara göreyse George W. Bush ile Usame bin Ladin'e aynı anda karşı çıkmak mümkün değil. Bu iki ucun tartışmaya hakim olması Türkiye'yi -aslında her biri bir şekilde Türkiye'yi andıran İslam ülkelerinin çoğunu-global terörün savaş alanı haline getiriyor.

Türkiye 1 Mart 2003'de tezkereyi reddederek Amerikan politikalarına karşı bağımsızlığını ilan etmişti. Buna rağmen El Kaideci teröristler 15 ve 20 Kasım 2003'de İstanbul'u kana boğmaktan çekinmediler. Bu nedenle, AKP hükümetinin son Washington gezisi sırasında yeniden Amerikan yörüngesine girme işaretleri vermesi, Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi'ne yönelik rezervlerini kaldırması ülkemizdeki global terör riskini daha da artırıyor.

DİĞER YENİ YAZILAR