Türban yasağı dünyanın umurunda değil

Türkiye'de yeniden alevlenen türban yasağı dünyada pek ilgi uyandırmıyor. Bazı İslamcı hareketlere propaganda malzemesi olmaları dışında, başörtüleri nedeniyle üniversiteye gidemeyen Türk kızlarına uluslararası bir destek olduğu da söylenemez

Haberin Devamı

Türkiye'de yeniden alevlenen türban yasağı dünyada pek ilgi uyandırmıyor. Bazı İslamcı hareketlere propaganda malzemesi olmaları dışında, başörtüleri nedeniyle üniversiteye gidemeyen Türk kızlarına uluslararası bir destek olduğu da söylenemez.

Türkiye'deki İslami hareketliliği yakından izlemeye çalışan bir gazeteci olarak, yirmi yıldır, çoğu Batılı, yüzlerce gazeteci, araştırmacı, öğretim üyesi ve diplomatın sorularına muhatap oldum. Her türlü ayrıntıyı merak eden bu kişilerin ezici bir çoğunluğunun, ilginçtir, türban konusuna hak ettiği önemi vermediklerini gözledim, bugün de vermiyorlar. Dinle ilgili birçok konuda alabildiğine geniş görüşlü, demokrat ve özgürlükçü olabilen bu kişilerin nedense başörtüsü mağdurlarına, değil sempatik, empatik bir tutumu bile esirgediklerini; daha da ileri giderek, bu konuyu fazla kurcalamaktan çekindiklerini bile söyleyebilirim.

Türkiye'deki yasak, Batı dünyasında büyük ölçüde, din ve vicdan hürriyetiyle alakalı bir insan hakları sorunu olarak değil, daha çok bir iç politika konusu olarak görülüyor. Zaten konu, AB ve ABD'nin her yıl düzenli olarak açıkladığı birtakım temel raporlarda ya hiç yer almıyor, ya da "mecburen" birkaç satırla geçiştiriliyor. Bunun bir hak ihlali olduğuna inananlar olmakla birlikte, bu kişiler de Türkiye'deki türbanlı öğrenciler için belirgin bir gayret içine girmeyi gereksiz ve yer yer yanlış buluyorlar.

Bizdeki başörtüsü yasağı Batı popüler kültüründe de yer almıyor. Buna karşılık başlarını örtmeye zorlanan İranlı kadınların öykülerinin anlatıldığı "Tahran'da Lolita Okumak" veya "Ruj Cihadı" gibi "yeni-oryantalist" kitaplar ABD'de, başörtülü kızlarına savaş açan kadınların kitapları Avrupa'da best-seller olabiliyor.

Batı kaygılı
Batı'da, İslam dünyasındaki tartışmanın tam kalbinde kadın sorununun bulunduğu, başörtüsünün de bu sorunun temel sembolü olduğu yolunda nerdeyse ortak bir kanı var. Buna bağlı olarak, üniversitelerde başörtüsünün serbest bırakılıp yaygınlaşmasının Türkiye'yi Batı dünyasından koparacağından kaygılanılıyor.

11 Eylül 2001 terör saldırılarından sonraki "global 28 Şubat" atmosferinde bu kaygıların daha da arttığı, başörtüsü temelli bir kavgaya Batı'dan destekçi bulmanın iyice imkansızlaştığı ortada. Washington'un milyonlarca dolar akıttığı "ılımlı İslam" stratejisi kapsamında, bazı Türk laiklerinin ileri sürdüğünün aksine, Türkiye'deki başörtüsü sorununa sahip çıkmak yok.

Çünkü bu strateji "Müslümanlara rağmen İslam'da reform yapma"yı amaçlıyor ve "kurtarılması" düşünülen kesimlerin başında da kuşkusuz kadınlar geliyor.

FP eski Milletvekili Merve Kavakçı, ABD'de, nerdeyse tek başına bir başörtüsü lobisi yürütmeye çalışıyor. Örneğin Kavakçı Amerikan Kongresi'nde, üstüste iki ayrı toplantıda konuşma yaptı, ama "başrol oyuncusu" olamadı. Çünkü bu faaliyetlerin ana gündemi türban değil Türkiye'deki gayrimüslim azınlıkların haklarıydı. Kavakçı geçtiğimiz hafta sonu Washington'da, İslam ve Demokrasi Araştırmaları Merkezi'nin düzenlediği bir sempozyumda da konuştu. İlginçtir, masadaki dört Müslüman kadın içinde tek başörtülü oydu.

Hep hayal kırıklığı
Türbana kıyasla çok daha kolay olan İmam Hatip Liseleri sorununu bile çözemeyen AKP şimdi türbana el atmaya niyetli gözüküyor. Halbuki AKP kurulduğundan beri türban yasağını gündemine taşımamaya özen göstermişti. Yasaktan mağdur olanlar da AKP yöneticilerinin örtülü eşlerine veya kızlarına bakarak sessiz kaldılar, sabrettiler ve en ufak bir demeç veya harekette umutlandılar ve ardından hayal kırıklığına uğradılar.

Bu kadar geç kalmış, buna bağlı olarak AB, ABD ve hatta İslam dünyasından bile destek bulma ihtimali kalmamış bir çıkışın ne derece şansı olabilir? Başörtüsü mağdurlan bugün de çözüm beklentisine kapılmış olabilirler, ama galiba onları yine hüsran bekliyor.

DİĞER YENİ YAZILAR