Suriye-İran-Hizbullah üçgenindeki Filistin

Sayıca kalabalık, ama ekonomik ve siyasi açıdan zayıf olan Lübnan Şiileri ilk olarak "Emel" adlı grup etrafında örgütlendiler. Emel, dini yönleri de olmakla birlikte büyük ölçüde sol esinli bir hareketti

Haberin Devamı

Sayıca kalabalık, ama ekonomik ve siyasi açıdan zayıf olan Lübnan Şiileri ilk olarak "Emel" adlı grup etrafında örgütlendiler. Emel, dini yönleri de olmakla birlikte büyük ölçüde sol esinli bir hareketti.

İran'da Ayetullah Humeyni liderliğindeki rejim İslami devrimi ihraç etme stratejisi gereği Lübnan Şiileri'ne de yöneldi. İranlılar Emel içindeki İslamcı unsurlarla ilişkiye geçip "İslami Emel" adında yeni bir grup kurdurdular. İran Devrim Muhafızları tarafından eğitilen bu grup üyeleri özellikle şehir gerillası ve terörizm konusunda yetkinleşti. İran'ın maddi katkılarıyla yoksul Şii gençleri, Hizbullah adını alan bu grupta kendilerine hem iş, hem siyasi bir kimlik, hem de sosyal statü elde ettiler.

Hizbullah, terör eylemleriyle ABD ve Avrupalı askeri güçleri Lübnan'dan kovdu. İran'ın telkinleri gereği Suriye yanlısı diğer gruplarla birlikte hareket edip iç savaşın gidişatını büyük ölçüde değiştirdi. Nihayet iç barıştan sonra, İsrail'in Lübnan'dan çıkartılmasında baş rol oynadı. Ne zamandır yasal bir parti olan, Meclis'te güçlü bir grubu bulunan Hizbullah, askeri gücünü de muhafaza ediyor ve zayıf Lübnan ordusuna alternatif oluşturuyor.

Ortak düşman
Mezhep konusunu ne zamandır unutmuştuk, işgal sonrası Irak'la bir kez daha hatırladık. Irak'ta etnik ve siyasi farklılıklar da etkili oluyor ama ülkeyi iç savaş atmosferine esas olarak Sünni-Şii çatışması taşıyor.

Hizbullah'in İsrail'e saldırması ve çatışmanın bir kez daha tüm bölgeyi kuşatan bir savaşa doğru evrilmesiyle kafalar bir kez daha karıştı. Hani Ortadoğu'da mezhep konusu çok etkiliydi? Öyleyse Şii Hizbullah, Sünni Hamas'a neden destek oluyor?

Bu soruyu basit olarak "ikisi de İslamcı da ondan" diye cevaplayanlayız. Çünkü Sünni ve Şii İslamcılık arasında hep büyük farklar olagelmiştir. Örneğin Irak'ta çatışan tarafların hepsi İslamcı iddialıdır.

Dolayısıyla Hizbullah-Hamas işbirliğini "Filistin davası" ile, ama daha çok "ortak düşman" yani İsrail'le açıklamak daha akılcı. Ama her iki grubun da arkasındaki güçlere (yeni tabirle sponsorlara) bakmak işimizi daha da kolaylaştırır.

AKP'nin boşa giden çabaları
Evet Suriye, ama esas olarak da İran'dan söz ediyoruz. Her iki ülke de uluslararası toplulukla ciddi sorunlar yaşıyor. Her iki ülke rejimlerinin de, özellikle Suriye'deki Beşar Esad liderliğindeki Baas yönetiminin, toplumsal meşruiyet sorunu var. Bu nedenle, yıllardır birlikte hareket eden Şam ve Tahran rejimleri, Ortadoğu'daki kriz halinin sürmesini tercih ediyor ve bunun iniş çıkışlarını sadece kendileri kontrol etmek istiyorlar.

Üç ay önce AKP hükümeti seçimden zaferle çıkan Hamas'ı Ankara'ya davet ederek Ortadoğu'daki bu kısır döngüyü kırmayı hedeflemişti. Amerikalılara, hatta İsraillilere "Bize yardım edin, Hamas'ı İran etkisinden kurtaralım" mealinde önerilerde bulunduklarını, bunu yaparken de mezhep konusunu hatırlattıklarını biliyoruz.

Ama bekledikleri anlayış ve desteği göremediler. Özellikle Türkiye'den gelen eleştiri kampanyası AKP'yi ürküttü. Er Gilad olayında İsrail ve ABD'nin ricasıyla arabuluculuğa soyununca Hamas'ın anlaşmaya hazır olduğunu bir kez daha görüp yine ümitlendiler. Ama İsrail hükümetinin vermeden alma tavrı bu girişimi de akim kıldı.

Şimdi AKP'liler "biz uyarmıştık, haklı çıktık" diyorlar ve Hamas'ı İran-Suriye-Hizbullah üçgeninden çekip çıkarmanın artık iyice zorlaştığını düşünüyorlar.

Ama Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün "güçlü destek olursa yine ileri gideriz" sözleri, az da olsa ümitlerini koruduklarını gösteriyor.

DİĞER YENİ YAZILAR