Sezer yalnız olmadığımızı gösterdi

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’i, “önemli meselelerde ağzını açmıyor” diye eleştiriyorlardı

Haberin Devamı

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’i, “önemli meselelerde ağzını açmıyor” diye eleştiriyorlardı. Şimdi konuştu diye kızıyorlar. İşte Pazar günü gazetelerinden Sezer karşıtı bir koro: Ahmet Hakan, Cüneyt Ülsever (Hürriyet), Mehmet Ocaktan (Yeni Şafak), Fatih Altaylı (Sabah). TBMM Başkanı Bülent Arınç ve demeç yarıştıran bir dizi AKP milletvekili ayrı.

Lübnan’a asker gönderilmesine açık ve net bir şekilde karşı çıkarak bize yalnız olmadığımızı hatırlattığı için Sezer’e şükranlarımızı iletiyor, birbirinden farklı bunca insanı birleştirdiği için kendisini ayrıca tebrik ediyoruz.

Karşıtları genellikle Sezer’i küçümseyen, dalga geçen, kısacası saygıdan nasipsiz bir üslup benimsiyorlar. Halbuki bu isimlerin çoğu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan söz konusu olduğunda tam tersine, alabildiğine anlayışlı, titiz ve dikkatli davranıyor. Örneğin Mehmet Ocaktan, Sezer’in Irak ve Lübnan konularında kendisiyle çelişkiye düştüğünü ileri sürüyor. Ama Afganistan’a asker gönderilmesi söz konusu olduğunda, o zaman muhalefette olan AKP’nin lideri Erdoğan’ın “Karşıyız, çünkü halkımız karşı” demiş olduğunu hatırlamıyor ve hatırlatmıyor.

Ahmet Hakan da Sezer’e “Somali, Afganistan, Kosova ve Bosna’ya asker göndermek ulusal yararlara uygun da Lübnan’a asker göndermek mi uygun değil?” diye soruyor. Hakan gerçekten her asker göndermenin aynı olmadığını idrakten yoksun olabilir mi? (Bu noktada dünkü Sabah’ta Erdal Şafak’ın “Sezer ve Arınç” başlıklı yazısı son derece öğretici). Sezer’in 1 Mart 2003 tezkeresine de karşı çıktığını unutmuş olabilir mi? Yani 1 Mart’tan bu yana Sezer’in değil kendisinin değişmiş olduğunu itiraf etse daha iyi olmaz mı? Yok değişmediyse, iki gün önce, 1 Mart tezkerecilerinin kara propaganda örneklerini çağrıştırır bir üslupla Lübnan’a asker yollamaya karşı çıkanlarla dalga geçen o yazıyı nasıl açıklıyor?

Bu arada yeni Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt ile Kara Kuvvetleri Komutanı Org. İlker Başbuğ’un söylediklerine yeterince ilgi gösterilmedi. Anlaşılan yeni komutanlar daha çok ve daha açık konuşacaklar. Ve onların her çıkışı demokrasiyi doğrudan etkileyecek.

Org. Büyükanıt’ın Org. Hilmi Özkök’ten farklı bir üslup izleme ihtimali, birçokları tarafından kendisinin laiklik konusunda “daha duyarlı” olduğuyla açıklanıyor. Olabilir, ama işin içinde çok ciddi bir provokasyon boyutu da var.

Savaşı kabul etti
Kendisi hakkında aylar önce internet ortamında başlayan ve son gün cep telefon mesajlarıyla zirveye varan karalama kampanyasının, bunu yürütenlerin ummadıkları ölçüde ciddi sonuçlara yol açacağını kestirebiliriz.

Tempo Dergisi, bunun ardında, adı o ana kadar duyulmamış olan “Yeşilgüneş” adlı bir oluşumun bulunduğunu yazdı ve Vatan dahil birçok medya kuruluşu bunu doğru kabul etti. Haber doğru olamayacak kadar aşırı derecede ayrıntılıydı. Zaten doğru olsa, polis çoktan adı geçen kişileri yakalamış ve olayı aydınlatmış olurdu.

Galiba “Yeşilgüneş” diye bir örgüt yok ve bu haber, muhtemelen olayın gerçek sorumluları tarafından gerçekleştirilmiş bir dezenformasyon faaliyeti. Kaldı ki Org. Büyükanıt’ın konuşmasından gerçek faillerin kim olduğu hakkında farklı bir düşüncesi olduğu seziliyor.

5 Ağustos tarihli Vatan’daki analizimi “Bir bakarsınız Başbakan Erdoğan, Org. Büyükanıt’a savaş açanları saptar, varsa onları bürokrasiden tasfiye eder ve böylelikle hükümet ile TSK arasında güçlü bir anlayış ve işbirliğinin temellerini atar” diye bitirmiştim.

Org. Büyükanıt savaşı kabul etti, bakalım hükümetin safı ne olacak?

DİĞER YENİ YAZILAR