Milliyet Gazetesi çok isabetli bir gazetecilik yaptı ve İlhan Selçuk’un polisteki sorgusundan hareketle “özel hayatın gizliliği” ilkesini gündeme getirdi. Dün Selçuk’un 22 Mart’ta poliste verdiği 70 sayfalık ifadeyi edindim ve bir çırpıda okudum.
Selçuk’un “Ergenekon terör örgütünün fikri lideri” olduğu iddiasını pek fazla sorgulamadan kabul eden bazı meslektaşlarımız günlerdir onun bazı telefon konuşmalarında “Kapatma davası açılırsa, bir de üstüne ekonomik kriz gelirse, Türkiye biraz karışırsa, belki bir umut doğabilir. Çünkü normal yollardan bu mümkün değil yani” ya da “Bir yerde hesaplaşma olacak herhalde. Yargı kapatma kararına doğru gidiyor. Haberini de verdiler... Anayasa Mahkemesi, son olarak, kendisi tasfiye edilmeden partinin kapatılması kararını verirse, o zaman ortalık büsbütün karışır” dediğini yazıp çiziyorlar.
Gerçekten ifadenin içinde bu cümleler var. Ama konuşmaların bütünü içinde baktığınızda “bir avuç komplocuyla hükümet devirme hazırlıklarının son aşamasına gelmiş bir elebaşı” kadar “yasal yollarla devirmenin mümkün olmadığı bir hükümeti başka güçlerin alaşağı etmesini temenni eden ve bekleyen çaresiz ve güçsüz bir yaşlı gazeteci” görmeniz de mümkün.
Özel hayata müdahale
Kaldı ki 70 sayfa sadece bu tür “demokrasiye dışardan müdahale temennileri” nden ibaret değil. İfadenin ilk bölümünde Selçuk’a diğer Ergenekon zanlılarıyla ilişkisi soruluyor ve çoğunu tanımadığını, bazılarının sadece adını duyduğunu söylüyor. İfadenin büyük kısmıysa Selçuk’un Cumhuriyet çalışanları ve eşi-dostuyla yapmış olduğu telefon konuşmalarından ibaret. Ve polis, yaşlı gazeteciye kiminle neyi, niçin konuştuğunu; kimlerle buluştuğunu vs. soruyor.
İfadeyi okuyup bitirdiğiniz zaman hemen şöyle düşünüyorsunuz: “Tamam polis Selçuk’un Ergenekon ile ilişkisi olduğundan kuşkulanıyor ve bu nedenle telefonlarını dinlemeye almış. Nitekim darbe tasarısı çağrıştıran birkaç cümle bulunmuş ve bunlar birileri tarafından medyaya servis edilmiş. Ama herhangi bir suç unsuru içermediği aşikâr olan bazı konuşmaların ifadeye alınması ve bunlar hakkında kendisine sorular sorulmasının ne anlamı var?”
Demokrasi ve Selçuk
Selçuk öteden beri siyasetle çok ilgili bir gazeteci olmuştur. 1991’de DYP-SHP koalisyonu için angaje olmuştu. Daha sonra da bazı hükümetlerin devrilmesi ve bazılarının da kurulması için çok çabaladı, Cumhuriyet’i de bu yolda kullandı. Son seçimler öncesi AKP’ye karşı MHP’ye iltifatlar yağdırdığını unutmadık mesela.
Yani tıpkı bazı gazetecilerin AKP’nin daha güçlü bir şekilde iktidarda kalmasını istedikleri gibi, Selçuk da AKP hükümetinden haz etmiyor, belli ki yıllardır onun alaşağı edilmesi rüyalarını kuruyor.
Selçuk’la mesleki (gazetecilik) ve siyasi (solculuk) alanda yollarını yıllar önce ayırmış birisiyim. Görünüşte onunla en temel ayrım noktamız “demokrasi” kavramına atfettiğimiz önemdir. Onun “laik cumhuriyet uğruna demokrasiden taviz verilebileceği” şeklindeki yaklaşımının solda egemen olduğu ve bu çizgiyle solun iyice tıkandığı hepimizin malumudur. Sonuç itibariyle Selçuk’un demokrasiyle çok fazla ilgisi olmadığı da ortadadır.
Geceyarısı bu hasta, yaşlı ve muhalif gazeteciyi evinden apar topar götürenler; gazetecilik faaliyetlerini ve özel yaşamını didik didik edenler bir imkansızı gerçekleştirip İlhan Selçuk’tan bir “demokrasi kahramanı” çıkarmayı becerdiler.
Tebrikler.
Selçuk’tan ‘demokrasi kahramanı’ yarattılar!..
Yaşlı ve muhalif gazeteciyi evinden apar topar götürenler; bir “demokrasi kahramanı” çıkarmayı becerdiler... Ruşen Çakır yazıyor
Haberin Devamı

