ABD'de El Kaide ile savaşın binlerce kişiyi istihdam eden bir sektöre dönüşmüş durumda. Fakat Londra bombalamaları, "Bu kadar cehalet ancak eğitimle mümkündür" sözünü bir kez daha doğruladı. Londra'da ne olduğunu, Avrupa'da bundan sonra neler olabileceğini Amerikalılara bir Fransız araştırmacı, Olivier Roy anlattı.
Roy'ya göre El Kaide, Filistin, Bosna, Çeçenistan, Irak gibi olaylardan istifade eden ama esas olarak Batı ile yılların hesabını görmek isteyen bir şebeke, onun etrafında eyleme geçenlerse kendilerine bağlanacak bir dava arayan, belli bir eğitim ve kültür seviyesine sahip Müslümanlardı. Yine Roy, bu hareketin içinde Müslümanlıklarını sonradan keşfeden Batı'daki göçmenlerin (born again muslim) ve İslam'ı sonradan seçenlerin önemli bir rol oynadığına da dikkati çekti.
Roy'nın yazısını New York Times gazetesi "Neden bizden nefret ediyorlar? Irak yüzünden değil" başlığıyla yayınladı ki bu tam bir çarpıtmaydı. Hatta bazıları bundan hareketle Irak'ın işgalini haklı göstermeye çalıştılar. El Kaide'nin Londra'yı vurmak için Irak bahanesine ihtiyacı olmadığı doğru olmakla birlikte Irak işgaliyle global terörizmin ekmeğine yağ sürülmüş olduğu da açık bir gerçek. Irak'ta iyice profesyonelleşen yabancı militanların ülkelerine dönmeleri durumunda nelerin yaşanabileceği de tam bir muamma.
Mısır bombalamalarıyla tekrar Abdullah Azzam'ı keşfettik. Çoğu Amerikan basınından aparma bilgilerle Azzam'ın geliştirdiği "global cihad" fikri "global terörizm"miş gibi sunuldu. Onun, talebesi Usame bin Ladin'i, cihadı terörizme dönüştürmemesi için uyardığı, hatta şaibeli ölümünün ardında bin Ladin'in bulunduğu iddiaları da nedense pek dillendirilmedi.
Ayetullah Humeyni'nin yerini bin Ladin-Azzam-Zarkavi ve Eymen el Zevahiri dörtlüsü almışa benziyor. Şiilik de, en azından Irak'ta ABD'nin müttefiği olunca onun yerine fanatizm gömleği Vahhabiliğe ve Selefiliğe giydiriliyor. Böylece, Vahhabilik neyse de Selefiliğin, İslam tarihinde hayli saygın bir yeri olan bir düşünce akımı olduğu göz ardı ediliyor. Türkiye'nin birçok Diyanet İşleri Başkanı ve önemli ilahiyatçısı Selefi ekolündendi. Günümüzde onlarca AKP milletvekilinin, bazı bakanlar ve üst düzey bürokratların, hatta kimi özerk kurum başkanının da en azından düne kadar Selefi olduklarını biliyoruz.
Londra Belediye Başkanı Ken Livingstone, bombalamalardan sonra Bati'yı özeleştiriye çağırdı. Bu olumlu adıma verilebilecek en iyi karşılık, İslam ülkelerinin aydınları ve önde gelen şahsiyetlerinin de kendi topluluklarını özeleştiriye çağırmasıdır. Bütün suçu Batı'ya yüklemek kadar vahim bir başka yanlış da tüm sorumluluğu İslam dinine veya onun bazı yorumlarına yüklemek olacaktır. Bunu Batılıların yapması bir yere kadar anlaşılır ama Müslüman kültürünü soluyan bazı insanların "İslam dünyasında reform" yerine "İslam dininde reform" diye tutturması, en basitinden oryantalizm olur.
Londra'da polisin, terörist diye bir başka Üçüncü Dünya vatandaşını, gariban bir Brezilyalı elektrikçiyi vurması, olayın İslam-Batı ikiliği boyutlarını aşmakta olduğunun sembolik bir göstergesiydi. ABD 11 Eylül'den bu yana Afganistan ve Irak'ta 70 binden fazla kişiyi tutukladı. Bunlara uluslararası hukuk kurallarına aykırı muameleler yaptı, yapmaya devam ediyor. Bu iş hukuk dışına çıkmakla, insan hakları ihlalleriyle, yargısız infazlarla olsaydı Türkiye'de Kürt sorunu çoktan çözülmüştü.

